HİKAYELERİMİZ KISA OLUR...

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 23 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


yolculukYollarımız hep kaybolur batı’da. Giden dönmez. Dönen kendini yitirir. Giden ölür, ölüsü bulunmaz. İnsan oralarda sesinin tınısını kaybeder, duyduğu sesin kendisine ait olduğuna kannat getirmez.  Çünkü bizim sesimiz bize benzer... Yüzümüzde açılan derin çizgiler, derimizin kalınlığına benzer. İklimimize benzer... Esmeriz yani, sesiyle, sözüyle... Rengiyle-şekiliyle, isyanıyla-suskunluğuyla, kiriyle-pasıyla, kahramanlığıyla-zavallılığıyla, mertliğiyle, varıyla-yokuyla biraz kendimize hasız. Kendimizi allayıp pullasak da, kırpıp, şekil değiştirsekte biz hep biziz. Dağa benzeriz. O yüksek coğrafyanın insanı olduğumuz, üç km uzaktan belli olur. Bu bizim güzelliğimiz aslında. Ama çoğu kez bu bizim ayıbımız gibi bakılmış o batı’nın gözünde.

İnsan o uzak yollar da bize ait olmayan kentler de acılarını bile toplayamıyor. Patoz gibi dağıtır insanı o batı kentleri.

Ben on sekiz yaşındayken, on iki yaşlarında bir çocuk vardı. Esmerdi, çok esmer. O kadar esmerdi ki dağın sonbaharına benzerdi yüzü. Yanık bir teni vardı. Ölümden uzaklaştırıp, sonsuza kadar gülmesi için hayata çivilenecek kadar sıcak bir tatlılığı vardı. Hep gülerdi. Aklımda kalan hali bu. Ağustos böceği gibi ışıldardı. Ufacıktı...

Çok geçti aradan, ben yirmi beşimi arkamda bıraktığımda, bir gece ansızın rüyama geldi. Hâlâ öyle tatlıydı, öyle gülüyordu.  Aklıma bir kere düşmüştü. Şimdi nerelerdeydi, benim esmer çocuk... Peşine düştüm varlığının; benden yıllar sonra yollara düşmüş, batının yollarına... Her çeşidi bize aykırı olan batı...  Biz batıya niye gideriz ki?... Umudu toplama adınadır. Emin olun başka derdi olamaz kimseinin. Dedim ya biz oralarda kayboluruz. Benim o esmer çocuk da aynı yazgının kapanına takılmış. Ve bir gün onu bir inşaatta asılı bulmuşlar. Tüm hikâye bu. Oysa o ölüme değil, yaşama asılacak kadar güzel bir çocuktu. Keşke hiç peşine düşmeseydim, öğrenmeseydim hikâyesini. Belki o zaman yüzümdeki çizgiler bu kadar katılaşmazdı.

Sonra bir yaşlı tanırdım. Şendi, hayat doluydu. Asık suratlı kalmayı bilmezdi. Bir anda birkaç köyü ardında bırakırdı yürüyerek.  Arabaya bindiğini hatırlamıyorum, yorulduğunu da. Bütün ömrü çobanlık yapmakla geçmişti. Hayat onun için daha sadeydi.  Başındaki desenli külahıyla aklımda kalmış. Bir de o çocuk kadar esmerliğiyle. Sonra bir zaman oldu ki kendi topraklarında, evinde bile kalınmayacak  kadar tehlikeli günler geldi. Savaş günleriydi. İnsanlar bir anda bir varmışa bir yokmuşa dönüyordu. Her taraftan, yerlerinden, yurtlarından kovulmaya başlandılar. Her sokak başında bir ölü bulunup, insanlar günlerce işkencede tutuldukları zamanada, başka yolunu bulamayanlar çekilip gittiler. Çaresizliğin rengini yüzlerine sürerek batıya yol aldılar. Bütün ‘umutlar’ batıya atfedilmişti. O yaşlı da o yollardan geçerken arkasına dönüp bakmadı bile. Terk etmek herkese göre olsa da ona göre değildi.  Güneşin üzgün doğduğu şehirlere vardığında yaşlının ne sevinci, ne yüzündeki yaşam sevinci kaldı.  Gözyaşları inerken gözlerinden bütün bedeni sarsılıyordu. Daha ilk gün bedeninde korkunç bir yorgunluk hisetti. Oralarda bize benzeyen esmerliğimizin ne suyu, ne havası, ne de rüzgârı vardı. Dalgınlaşıp kaldı, konuşmayı bile unuttu. Günler akıp giderken gözlerinde ışıltıdan eser kalmamıştı. Evleri oralarda üst üste bindirmişlerdi ya, yaşlının yüreğine acısı biniyordu her geçen günle. Yorgunluğu gelip ruhunu sardı çok geçmeden. Hikâyesi fazla uzamadı, onun için fazla sözcük tüketmeye bile gerek yok. Yataktan kalkamaz oldu. İki ay içinde çöküp kaldı, bir çocuk kadar ufaldı. Son nefesini verirken dilinden sadece döküldü:’ Ülkem bir gün yaşanılacak hale gelirse, gelin mezarımın başında bunun müjdesini verin. Ben o zaman rahat uyumaya başlarım mezarımda.’
Ama işte... Batı bir de yoksulluğu bahşeder. İnsanın içini acıtan bir yoksulluk. Yaşlıyı saracak iki metrelik kefen bile bulunamazken, parayla satın alınan mezara nasıl konulacaktı.

Ortada kaldı yaşlının cenasezi. Belediye onu alıp kimsesizler mezarlığına gömdü. Bir gün ülkesi yaşanılacak hale gelse de gidip müjdeyi verecek bir mezarı yok yaşlının...

Sonra ben orda yitirdim özgürlüğümü. Orada vurdular kelepçeyi bileklerime... Hep böyle kısa hikâyelere dönüştük. Çünkü biz çok yutkunuruz. Yaşayamadığımız çok şey vardır. Kursağımızda bırakılan çok şey... Bu hikâyelerimizi kısaltır.

Yollarımız hep kaybolur batıda. Giden dönmez, dönen kendini yitirir. Giden ölür, ölüsü bulunmaz.

Hikâyelerimiz kısa olur. Çünkü biz, bizi anlatan sözcükleri kendi topraklarımızda bırakırız. Biz sürgünde lâl oluruz...

E tipi kapalı cezaevi Adıyaman

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (3 Yazılmış)

  • Gönderen özlem(selvi boylun:)), 04 Haziran, 2008 03:39:12
    ne güzel yazmışsın xelatım.seni çok özledim.saflığın o kadar işlemişki içime....görmesemde ülkemin havası bile yeter derdin hep.seni seviyorum..özür diliyorum.
  • Gönderen rehan, 01 Mayıs, 2008 14:15:19
    bakışlarımıza asılı kkalan hüzünlerimiz elbet bir gün boğulacak.acının coğrafyasında yaşamak şansmı şansızlıkmı anlamdım bildiğim bir şey var biz bu çağın en güzel zamanlarıyız.her dakika intiharlarımızla süslensede saniyeler bize özgürlükleri getirecek.en güzel en anlamlı özgürlükler senin gibi gözü gönlü açık yoldaşların olsun.
  • Gönderen zin(ayşe), 29 Nisan, 2008 22:33:22
    güzel hevalım.yazılarında hep gülüşünü anımsarım...senin gülüşündede ülkemin hüznü,acıları,güzelliği ve batının yuttmaya çalıştığı benim gibi yeni nesillere anlatan gerçek tarihimiz olurdu hep.ama bir şey vardıkı gülüşünde hiç değişmeyen;herkesi ama herkesi kucaklıyacak kadar kocaman bir sevgi olurdu hep gülüşünde.sevince yüreğin gibi kocaman severdin...yaşamı sevdirecek kadar kocaman severdin...bende seni kocaman özledim.seni tanıdığım için mutluyum şanslıyım...yıldızlar sizi korusun....sevgiler.zin

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com