Katil Kahraman...

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 12 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031


Katil’den Kahraman olur mu?

Olur elbette....

Neden olmasın?

Eğer katil Türk ordusunda görevli bir general ise bal gibi olur...

Eğer katledilenler; sorgusul sualsiz kurşuna dizilenler; savunmasız Kürt köylüleriyse, katile gönül rahatlığıyla 'Kahraman' payesi verilir.

Katil Kürtleri katletmişse eğer, Türk devleti tarafından törenle ödüllendirilir, kendisine veya ölüsüne madalya üstüne madalya verilir...Kürt katili Türkiye’nin 'Milli Kahraman'ı ilan edilir.

‘Milli Kahraman’ın kanla ve kırımla sağladığı 'itibar'ı da sürekli olarak yalanla, dolanla, sahtekatlık, alçaklık ve zorbalıkla yükseltilir...

Bu amaçla tarih ve gerçekler de ters yüz edilir. Her türlü yol ve yöntem de denenir.
Katil Kürtleri katletmişse eğer ortada herhangi bir suç ya da sorun yoktur. Aksine böylelerine ödül verilir ve sürekli olarak övgüler dizilir.

Orgeneral Mustafa Muğlalı örneğinde olduğu gibi Kürtlere karşı işlenen suçların 'Genel Merkezi' durumundaki Genelkurmay bahçesine büstü bile dikilir...

Yetmez, Kürtlere karşı işlenen suçların ‘suç ortağı’ olan CHP tarafından da Muğla'daki en büyük iş hanına  ismi verilir...

Bu kadarla kalınmaz; 33 Kürt köylüsünü kurşuna dizen Özalp Hudut Taburu’nun ismi de Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası olarak değiştirilir. Bu işlem AKP Hükümeti’nce de desteklenir.

Türk devleti ve Türk siyaseti el birliğiyle katillerin 'anısı önünde saygıyla' eğilir ve eğildiği her defasında  Kürtlere de 'Ya Türk olacaksınız ya da yok olacaksınız' mesajını verir. Katilin kutsandığı her törende kirli, kanlı, ırkçı, inkarcı ve imhacı poltikaya devam edileceğinin altı özenle çizilir..

Bilenler bilir ancak bilmeyenler için kısaca özetlemem gerekirse; Van ili Özalp ilçesi Yukarı Koçkıran Köyü Sefo Deresi'nde; Türkiye-İran sınırındaki 356 numaralı hudut taşı bölgesinde, 23 Temmuz 1943 günü sabaha karşı 33 Kürt köylüsü, Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle kurşuna dizilmiştir.

Haklarında verilmiş mahkeme kararı yokken, kendilerini savunmalarına bile izin verilmeyen 33 insan, elleri arkadan bağlanmış, yere diz çöktürülmüş ve kurşuna dizilmiştir..

O gün, sabahın o saatlerinde kurşuna dizilen yalnızca 33 Kürt köylüsü değildi; 33 candı, 33 umut, 33 sevda, 33 özlem, 33 İNSAN...

Gözü dönmüş ırkçılığın yol açtığı bu keyfi katliamın üzerinden 65 yıl geçti. Bu yıl katliamın 65'inci yıldönümü...

Ancak yaralar da bir türlü sarılmadı.

Kemikleri kurda kuşa yem edilen Kürt köylülerinin kurşuna dizildikleri dere 'yasak saha' kapsamından çıkarılmadı.

Mağdur yakınların 'anıt mezar' ve tazminat talepleri ciddiye bile alınmadı.
Aradan 65 sene geçti..

Bu süre zarfında Kürt köylülerinin keyfi olarak kurşuna dizildiği gerçeği gizlenemedi. Cinayeti örtbas etme çabaları sonuç vermedi.

Devletin generali işlediği suçtan ötürü yargılandı ve mahkum edildi.

Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın cinayetin 'bir numaralı sanığı' olduğu mahkemece tescil edildi ve Muğlalı ismi ahlaken ve siyaseten olduğu gibi hukuken de lanetlendi.

Ne var ki 1992 yılına gelindiğinde Muğlalı adı yeniden gündeme geldi.

Dönemin DYP-SHP Hükümeti'nin Başbakanı Süleyman Demirel, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın

Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e verdiğ bir demeçte, 'Ordumuzu Muğlalı kompleksinden kurtarmalıyız' dedi...
Demirel’in bunları söylediği günlerde Türk ordusu da Kürtlere karşı 'topyekün savaş' hazırlıklarına başlamıştı.

Başbakan Demirel açıkça, 'ordumuzun elini çözmeliyiz' diyor, generalleri Kürtlere karşı suç işlemeleri için cesaretlendiriyor; katillerin ‘Kahraman’ ilan edileceği güvencesini veriyordu.

Ondan sonradır ki ordu da baskı ve zulüm de sınır tanımadı.

Köyler yakıldı, kasabalar yerlebir edildi, şehirler bombalandı...Yaşlısı genci; kadını erkeği, gerillası siviliyle direnen bütün Kürtlere karşı, deyim yerindeyse ‘haçlı seferleri’ başlatıldı.

Katiller bu güvenceyle harekete geçti, çeteler Kürdistan'ı yangın yerine çevirdi.
O günden bu güne binlerce insan katledildi.

Köyler , kasabalar, şehirler kan gölüne çevrildi ama bu suçları işleyenlerin hiçbiri de ele geçmedi.
Devlet sözünü tuttu. Katillerine kol kanat gerdi.

Kimi katiller Susurluk, Yüksekova, Şemdinli hadiselerinde yakayı ele verdilerse de, devlet onlara açıktan arka çıkmaktan çekinmedi...Her defasında olayları örtbas etmesini bildi.

Demirel'in açıklamasının üstünden beş sene geçtikten sonra; 1997 yılında Mustafa Muğlalı bir kez daha gündeme geldi. Bu kez büstü Genelkurmay Başkanlığı bahçesine dikildi. Genelkurmay o dönemde yaptığı
bir açıklamayla da Kürt Katili Muğlalı'nın 'itibarını iade' etti.

Tabii iş burada bitmedi...

AKP Hükümeti döneminde; 6 Mayıs 2004 tarihinde de katilin ismi, cinayeti işlediği ilçenin sınır taburuna verildi!

Van ili Özalp ilçesindeki Sınır Taburu'nun adı Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası olarak değiştirildi...
İşte bu...

Hepsi bu...

Türk devletinin Kürd'e bakışı bu...

Aslında Türk devleti üzerine düşeni yerine getirdi. Yoksul Kürt köylülerin kanını içen katiline göğüs gerdi.

Bütün tepkilere rağmen katili ve cinayetleri sahiplendi.

Bu davranış şekli onun temel karakteri. İnsanlık karşıtı ve Kürt düşmanı özelliği.

Katledikleriyle alay etmek, mazlumların onurunu kırmaya yeltenmek, bundan zevk almak da Türk devletine mahsus bir özellik...

Bu nedenle yaptıkları şaşırtıcı değil. Özalp'ta köylüleri kurşuna dizen tabura Muğlalı'nın isminin verilmesi zorbalık ve saygısızlıktan öte bir şey; bu bir ‘Türk klasiği...’

Bu özünde evrensel alçaklığın zirvesi....

Kürt halkı haklı olarak bu olaya tepki gösterdi, gösteriyor.

Mağdur yakınları yıllardır acı ve öfke içinde isyan ediyor ve mahkeme mahkeme dolaşıyor.

Önceki gün bu mahkemelerden biri daha sonuçlandı. Özalp Hudut Taburu’na Muğlalı’nın adının verilmesi  işlemin iptali için Ankara 6. İdare Mahkemesi'ne açılan davadan karar çıktı.

Mahkeme görevinin 'görevsizlik' olduğu açıkladı. Mahkeme, ‘bu askeri bir işlem, ben karışmam’ dedi ve dosyayı askeri mahkemeye gönderdi.

Mahkemenin kararı elbette sürprizdi. Zira, beklenen işlemin iptaliydi. Çünkü yapılan işlem ahlaken olduğu gibi hukuken de meşru değildi.

Ancak orası Ankara...Orada katillere kol-kanat gerenler; katilleri Kahraman ilan edenler oturuyor.

Dolayısıyla mahkemeden çıkan karara da şaşırmamak gerekiyor...

Şimdi doysa önce Danıştay'a temyize, ardından da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidecek..

33 Kurşun Olayı ikinci kez Avrupa yolculuğuna çıkacak....

İlkinde Yas Tutan Tarih/ 33 Kurşun adlı kitabımın davası görülmüştü.

AİHM, 8 Haziran 1999 tarihinde Türk devletini, 33 Kurşun olayını anlatan kitabımı yasakladığı ve beni de kitabımdan ötürü 20 ay hapis cezasıyla cezalandırdığı için mahkum etti.

Bu kez de aynı şey olacak; Türk devleti köylüleri kurşuna dizen tabura, kurşuna dizdiren generalin adını verdiği için bir kez daha mahkum olacaktır.

İnsanlığın ortak vicdanında coktan mahkum olmuş devletin alnındaki kara leke daha da kararacaktır.

33 yoksul Kürt köylüsünün kavgası devam edecek; katillerin yakası bırakılmayacaktır.

Sonunda insanlık kazanacaktır...

Türk devletinin yaptığının da er veya geç hesabı sorulacaktır. Türk devleti düşmanı olduğu insanlığa hesap vermekten kurtulamayacaktır...

7 Mayıs, 08...

www.gunayaslan.com

aslanay@hotmail.de

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen berkayberk, 10 Mayıs, 2008 11:49:06
    Ellerinize sağlık Günay bey...Ahmed Arif'in sesi kulaklarımda çınlıyor; "...Ölüm buyruğunu uyguladılar, Mavi dağ dumanını ve uyur-uyanık seher yelini Kanlara buladılar. Sonra oracıkta tüfek çattılar Koynumuzu usul-usul yoklayıp Aradılar. Didik-didik ettiler Kirmanşah dokuması al kuşağımı Tespihimi, tabakamı alıp gittiler Hepsi de armağandı Acemelinden...

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com