Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 2 oy)

ArÅŸiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

 Kandile gelmeye karar verdikten sonra geri dönüÅŸ için araba ayarlama çabasına girdik. Çok geçmeden bir köylü arabası ayarladık. Oda tıpkı bizi getiren diÄŸer köylü gibi yola çıkmamız için akÅŸam üzeri olması gerektiÄŸini söyledi. Kabul etmekten baÅŸka çaremiz yoktu. Birkaç günün kirleri vardı üzerimizde. Bir dereye girerek soÄŸuk suyla önce elbiselerimizi yıkadık. Ardından banyo yaptık. Biz banyo yapana kadar elbiselerimizde kurumuÅŸtu. Giyinip ÅŸoförle görüÅŸeceÄŸimiz yere gittik. Yola çıkış zamanımız da gelmiÅŸti. Arabaya altlayıp yola çıktık. Yine daÄŸ yollarından geçecektik. Gece saat dokuz sularında Kandile vardık. 

Kandil’de bombardıman günleri... 
 

Seyit EVRAN / Salih FIRAT / Baki GÜL -ANF

 Kandile gelmeye karar verdikten sonra geri dönüÅŸ için araba ayarlama çabasına girdik. Çok geçmeden bir köylü arabası ayarladık. Oda tıpkı bizi getiren diÄŸer köylü gibi yola çıkmamız için akÅŸam üzeri olması gerektiÄŸini söyledi. Kabul etmekten baÅŸka çaremiz yoktu. Birkaç günün kirleri vardı üzerimizde. Bir dereye girerek soÄŸuk suyla önce elbiselerimizi yıkadık. Ardından banyo yaptık. Biz banyo yapana kadar elbiselerimizde kurumuÅŸtu. Giyinip ÅŸoförle görüÅŸeceÄŸimiz yere gittik. Yola çıkış zamanımız da gelmiÅŸti. Arabaya altlayıp yola çıktık. Yine daÄŸ yollarından geçecektik. Gece saat dokuz sularında Kandile vardık.

Kandilde ÅŸoför bir yerden sonra oraya kadar pazarlık yaptığımızı söyleyerek geri dönmek istediÄŸini söyledi. Aslında bizim gitmek istediÄŸimiz çalışma arkadaÅŸlarımı bıraktığım yerdi. Köylü öyle yaklaşınca daÄŸ yamacındaki bir köye bizi bırakmasını istedik. Åžoförü geri gönderdikten sonra kalmak için köyün yakınlarındaki bir yere çekildi. Oldukça yorgunduk. Aç ve susuzduk. Ancak gecenin o saatinde köye de girmek istemiyorduk. Bir yere çekilip uyumaya baÅŸladık. Kulakları sağır eden, yeri göÄŸü inleten bir gümbürtüyle uyandık. Saatime baktım 23:25’i gösteriyordu. DuyduÄŸumuz seslere yabancı deÄŸildik. Sesler yine Türk savaÅŸ uçaklarına aitti. Çok sayıda uçağın ışığını gökyüzünde görüyorduk. Sesleri, ışıklarıyla birlikte rastgele bıraktığı kazan bombaları, roket ve füzelerin çıkardığı parıltıyı da görebiliyorduk.

Durmadan bombalıyorlardı. Gerillada boÅŸ durmuyordu. Karşımızdaki yüksek zirvelerden gerillaların uçak savarlarla uçaklara karşılık verirken mermilerinin izlerinden görüyorduk. İlk gümbürtüyle uyandığımız andan beri Salih kamerasını çıkarmış, tüm ışıklarını kapatmış, uçakların çıkardığı korkunç sesler, parlayıp sönen ışıkları ile kazan bombaları ile roketlerinin parlayan ışıklarını çekmeye baÅŸlamıştı. Bombardıman yaklaşık iki buçuk saat kadar sürdü. Uçakların gidiÅŸinden sonra acaba nereleri vurdu, bir ÅŸey olmuÅŸ mu olmamış gibi sorular sormaya baÅŸladık birbirimize. Saat zaten gecenin ikisine gelmiÅŸti. Bir ara uyumamıza bile gerek olmadığını nasıl olsa günün ışımasıyla uçakların vurduÄŸu yerleri görüntülemek için yola çıkacağız dediysek de, yeniden uzanıp uyumaya çalıştık. Hiç birimizi uyku tutmadı. Çünkü geride bıraktığımız arkadaÅŸlarımız ile tüm gerillaları , halktan ayrıştırılmaya çalışılan, ölüm reva görülen ancak Kürt halkının özgürlüÄŸü için savaÅŸan, o güzel Kürt çocuklarını düÅŸünüyorduk. Çünkü her saldırıdan sonra ÅŸöyle bir açıklama duymak kirli savaşın ahlaksızlığını meÅŸrulaÅŸtırmaya götürüyordu. “ Vurulan yerler sivil yerleÅŸim alanları deÄŸil. Gerilla alanlarıdır.” Yani “gerilla alanlarına istediÄŸin ağırlıkta bomba bırakabilirsin. İstediÄŸin kadar gaz içeren silahları kullanabilirsin.” Üçümüzde öfkeyle karışık ayrı ayrı düÅŸüncelere dalarak sabah olmasını bekledik.

GÜN IÅžIMASIYLA VAHÅžETİN İZLERİNE RASTLAMAK

Havanın aydınlanmasıyla yola çıktık. Gitmek istediÄŸimiz yer ise belliydi. Yani gece iki saat boyunca Türk savaÅŸ uçaklarının bombardıman yaptıkları yerleri görüp, görüntülemek istiyorduk. Asfalta inip araba beklemeye baÅŸladık. Bombardımanın yapıldığı iÅŸlek bir yoldayız. Bir ticaret yolu. Süleymaniye ile Diyana arasında baÄŸlantıyı saÄŸlayan bir yol. İlk gelen arabayı durdurduk. Åžoför nereye gitmek istediÄŸimizi sordu. Gece boyunca bombardıman yapılan yerlere doÄŸru gitmek istediÄŸimizi, bombardıman sırasında yol üzerinde bazı yerlere kazanların isabet ettiÄŸini, isabet eden kazanlarını parlamalarını gördüÄŸümüzü söyledik. Bu sözlerimiz üzerine arabada bulunan köylülerde bombardımandan söz etmeye baÅŸladılar. Sözlerinden yerel yöneticilere oldukça kızgın oldukları, tepki, öfke ve nefret karışımı bazı duygular beslediklerini anladık.

Yarım saat kadar sonra gece kazan bombalarının düÅŸtüÄŸü, bombaların düÅŸtüÄŸü sırada alevlerin yükseldiÄŸi yere varmıştık. Asfalt yolun hemen üst tarafıydı. İrili ufaklı kazan ve roket parçaları yolun üzerine saçılmıştı. Arabadan indik. Yol boyunca yürürken kazan isabet ettiÄŸi yerleri gördük. Bu yerlerden biri daha YNK’ye ait bir yol kontrol binasıydı. Yanındaki mazot variline isabet etmiÅŸti. Yükselen alevlerden yükselmiÅŸ olmalıydı. Binaya yaklaşırken içinde kadın, çocuk, yaÅŸlı, genç köylerin olduÄŸu bir araba gelip yanımızda durdu. Arabanın ön tarafındaki yaÅŸlı köylü inerek bize doÄŸru geldi. Elimizdeki kamarayı gördüÄŸü için durduÄŸunu, Türk devletinin vahÅŸetini çekmeye geldiÄŸimiz için bizi kutladığını söyleyerek Türkiye’ye veryansın etmeye baÅŸladı. Adının Mam Ebubekir olduÄŸunu öÄŸrendiÄŸimiz köylü soranca konuÅŸtuÄŸu için çok fazla anlamamakla beraber ses tonundan Türk devletiyle birlikte yerel ve bölgesel hükümet ile Irak CumhurbaÅŸkanı Kürt asılı Celal Talabani’ye çok kızgın olduÄŸu anlaşılıyordu. Sözlerinden anladığımız tek ÅŸey Türk devletinin sivil yerleÅŸim yerleri vurduÄŸunu görüntüleyip yazmamızı istediÄŸiydi.

KUNDAKTAKİ ÇOCUÄžUYLA YOLUMUZA ÇIKAN ANNE

Yol boyunca yürümeye devam ettik. Tam bu sırada kundaktaki çocuÄŸu ve diÄŸer iki çocuÄŸunun entarisini çekiÅŸtirdiÄŸi bir kadının bir ÅŸeyler söylenerek bize doÄŸru geldiÄŸini gördük. Kadınının bakışları öfke ve nefret doluydu. Sol eliyle kundaktaki çocuÄŸunu tutuyor, saÄŸ eliyle kucağındaki ve entarisine yapışan çocuklarını göstererek bir ÅŸeyler söylüyordu. Soranca konuÅŸtuÄŸu fazla bir ÅŸey anlamıyorduk. Kadının yanına vardığımızda tercümanlık yapacak birini aradık. Kadın gece boyunca süren saldırıyı, saldıra çocuklarının ne kadar korktuÄŸunu, geceyi eÅŸinin de evde olmadığı, geceyi kadın başına çocuklarıyla birlikte arazide geçirdiÄŸini, saldırı ve saldırıların çocuklarının psikolojilerini etkilediÄŸini anlatarak lanet okuyordu. Kadının öfkesine baÅŸkaları da katılıyordu. Ve onlarda öfkelerini baÅŸka sözlerle ifade ediyordu. Kadının öfkesi azda olsa dindikten sonra bizi çay içmeye davet etti.

YNK SALDIRIDAN HABERDARDI

Kadına teÅŸekkür ederek köy meydanında birikenlerle konuÅŸmaya gittik. Zaten birçoÄŸu da biz kadınla konuÅŸurken yanımıza gelmiÅŸti. Saldırı sırasında nerede olduÄŸunu sorduÄŸumuz Hüseyin Muhammed ise ÅŸunları söyledi: “Ranyada bir köylümüz ölmüÅŸtü. Gündüz oraya taziyeye gitmiÅŸtik. Saat on iki sıralarında Zurgan asayiÅŸine geldiÄŸimizde geçimize izin verildi. O zaman daha saldırı baÅŸlamamıştı. AsayiÅŸteki peÅŸmerge sayısı üç katına çıkarılmıştı. Bize uçakların geleceÄŸinden bahsetmediler ancak Kandil tarafına geçmemizi de istemiyorlardı. Benim gibi köylerine gelmek isteyen onlarca kiÅŸi orada birikti. Zaten çok geçmeden de hava saldırısı baÅŸladı. AsayiÅŸin bizi engellemesinden ben kiÅŸi olarak YNK’nin bu saldırıdan haberdar olduÄŸunu düÅŸünüyorum. EÄŸer haberi yoksa neden köyümüze gelmemizi engellesin.“ Muhammed Türkiye ile Irak arasında bir saat farkı olduÄŸunu da söyleyerek saldırının baÅŸlamasından yarım saat kadar önce asayiÅŸe geldiÄŸini eklemeyi de unutmadı.

BOMBARDIMAN ALTINDA 1 MAYIS KUTLAMASI

Kutlamanın yapılacağı alana doÄŸru yola çıkarken bir baÅŸka köylü arabası binmemiz için önümüzde durdu. Trafikteki bu akış, Türk Genel Kurmay BaÅŸkanı’nın “insansız alan” diyerek vurdukları yolun çok sayıda köyün olduÄŸu, binlerce kiÅŸinin orada yaÅŸadığı ve yolunda çok iÅŸlek bir yol olduÄŸun gösteriyordu. O sabah herkesin gündeminde olduÄŸu gibi onun da gündemindeki temel konu önceki gece gerçekleÅŸen saldırıydı. Zergelê adındaki köyden olduÄŸunu söyleyen köylü, saldırının kendi taraflarına da yapıldığını belirtiyordu. Zegeleli ÅŸoför akÅŸamki saldırıyı siyasal ve diplomatik boyutlarıyla deÄŸerlendirip, merkezinde Kürt özgürlük hareketinin bulunduÄŸu ancak tüm Kürtleri kapsayan uluslararası ve bölgesel güçlerin ittifakına dikkat çekiyordu. Saldırı üzerine yaptığımız sohbette saldırıyı gerçekleÅŸtiren uçaklar arasında ABD uçaklarının da bulunduÄŸunu söylemesi dikkatimizi çekti. YNK Lideri Celal Talabani ile bölgesel hükümete de göndermeler yapan köylü, Saddam döneminde hiçbir gücün bu ülkenin topraklarını bu biçimde saldırmadığını ve bugün Saddam yaşıyor olsaydı yine böyle bir ÅŸeye izin vermeyeceÄŸini de sözlerine ekledi.

Çok geçmeden 1 Mayıs’ın kutlanacağı alana ulaÅŸtık. Bizi arabasıyla getiren köylüye teÅŸekkür ederek arabadan indik. Alana vardığımızda saat 11’e geliyordu. Kutlama alanında hazırlık komitesi üyelerinden PÇDK (Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi) yetkilisi Dilan Azad her ÅŸeye raÄŸmen planladıkları gibi 1 mayısı alanlarda kutlayacaklarını, bunun Güney Kürdistan daÄŸlarında özellikle de Kandilde bir ilk olacağını söyledi. Kutlama henüz baÅŸlamamıştı. Çevredeki aÄŸaçlara Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın, PKK önder kadrolarından Hayri DurmuÅŸ, Mahsum Korkmaz ve Mazlum DoÄŸan’ın posterlerinin yanısıra, Güney Kürdistanlı kadın gerilla Viyan Soran’ın dev bir posteri asılmıştı. DiÄŸer yandan sahne için kullanılacak platform ve ses düzeni hazırlanıyordu. Kutlama 13:00’te baÅŸlayacaktı. Biz de beklemeye baÅŸladık.

Saat tam 12:00’ye geldiÄŸinde bir kez daha uçak sesleri gelmeye baÅŸladı. Kutlama için toplanan halk sakin ve soÄŸukkanlı bir ÅŸekilde alanı terk ederek daha güvenlikli gördükleri yerlere çekilmeye baÅŸladı. Arabalarıyla gelen köylüler arabada bıraktıkları silahlarını alarak alana doÄŸru yürümeye baÅŸladılar. Bir anda ortalıkla onlarca silahlı köylü belirdi. BaÅŸta İran ve Türkiye olmak üzere birçok devletinin saldırılarına maruz kalan halkın savunma iç güdüsüyle silahlanmaları Türkiye’ye karşı ne kadar tepkilendiklerini gösteriyordu.

Uçakların uzaklaÅŸmasından sonra halk alanda yeniden toplanmaya baÅŸladı ve çok geçmeden de kutlama baÅŸladı. PÇDK’nin düzenlediÄŸi 1 Mayısı kutlama ÅŸöleni bombardıman altında olmasına raÄŸmen yine de gerçekleÅŸti. AkÅŸama doÄŸru kutlama bitti. Kutlamaya katıldık katılmasına ancak biz hala bombardımanın yapıldığı alanların hepsine ulaÅŸamamıştık. Kulağımız birkaç gün önce birlikte çalıştığımız ve geride bıraktığımız arkadaÅŸlardan gelecek bir haberdeydi. Çünkü bombardımanın üzerinden iki gün geçmesine raÄŸmen onlardan hala bir haber alamamıştık.

KAYGILARIMIZ ARTIYORDU

Kutlama bittikten sonra akÅŸama doÄŸru gördüÄŸümüz bir gerilla komutanına nerelerin bombalandığını ve sonuçlarını sorduk. Geride görüntü çekmek için bıraktığımız arkadaÅŸlarımıza bir ÅŸey olup olmadığını sorduk. Komutan saldırının hedefi olan yerleri bize söylerken arkadaÅŸlarımızdan da bir haberlerinin olmadığını, ancak bir alandan bazı kayıpların olduÄŸu yönünde haber aldıklarını ancak henüz netleÅŸtiremediklerini belirtti. KonuÅŸurken bakışlarını bizden kaçırıyordu. Bakışlarını kaçırmasından bizden bir ÅŸeyler gizlediÄŸi düÅŸüncesine kapılarak arkadaÅŸlarımız için daha fazla kaygılanmaya baÅŸladık.

UYKUSUZ GEÇEN BİR GECE DAHA

AkÅŸam olunca geceyi geçirebileceÄŸimiz bir köye gittik. Köylüler bizi kucaklayıcı bir sevinçle karşıladılar. Kendi imkanlarıyla yaptıkları barajlardan gelen elektrikleri vardı. Roj Tv izliyorlardı. O an verilen soranca haberleri dinliyorlardı. Yorgun olduÄŸumuzu anlamış olmalılar ki kalacağımız odayı göstererek istediÄŸimiz an dinlenmek için gidebileceÄŸimizi söylediler. Üçümüz de erkenden gidip uyumak niyetindeydik. Ama bunu sözlü olarak birbirimize söylemiyorduk. Çünkü arkadaÅŸlarımız için kaygılanıyorduk ve onları düÅŸünüyorduk. Hala onlardan bir haber alabilmiÅŸ deÄŸildik. EÄŸer baÅŸlarına bir ÅŸey gelmemiÅŸ olsaydı o ana kadar kesinlikle bir biçimde onlardan ya bir haber alırdık yada onlar bize ulaÅŸmış olurlardı. Odaya geçip yataklarımıza uzandık. Ancak hiç birimizin uykusu gelmiyordu. Ve tek kelime dahi birbirimizle konuÅŸmuyorduk. Bir an önce sabah olmasını istiyorduk. Sabah olunca arkadaÅŸlarımızı bıraktığımız bölgeye gitmek için yola çıkacaktık.

MERAK DOLU BİR YOLCULUK

Sabah saat 05:00 olduÄŸunda üçümüzde ayaktaydık. Elimizi yüzümüzü yıkayıp birer bardak çay ile birlikte birkaç lokma atıştırdıktan sonra yola çıktık. Arabayla yaklaşık iki saat süren yolculuÄŸumuzun sonunda bir balık üretim çiftliÄŸine vardık. Çiftlik bir köyün içindeydi. Oldukça bakımlı ve güzel bir yerdi. Bombardıman’dan etkilenip etkilenmediÄŸini öÄŸrenmek için içeri girdik. Adının Osman Mam Resul olduÄŸunu öÄŸrendiÄŸimiz çiftlik sahibi bizi güler ama biraz da kaygılı bir yüzle karşıladı. Osman Mam Resul bombardımandan gördüÄŸü zararla sözlerine baÅŸladı.

Türkiye savaÅŸ uçaklarının saldırılarından gördüÄŸü zarar ve ziyanı, bölge hükümetinin bu konuda hiçbir ÅŸey yapmamasını ÅŸöyle anlatıyordu, “ Buralara bir İran, bir Türkiye saldırıyor. İran katyuÅŸa ve havanlarla saldırıyor, Türkiye ise uçaklarla saldırıyor. İnsansız bölge diyorlar ama gördüÄŸünüz gibi burada yüzlerce aile yaşıyor. Ondan fazla köy var bu vadinin içinde. Amaçları Kandil’i insansızlaÅŸtırmak. Onların bugün yürüttüÄŸü ve ne yazık ki bazı Kürt yetkililerin de alet olduÄŸu politika bir zamanlar Irak merkezi hükümetinin izlediÄŸi politikaydı. Kürtler o zaman bu politika karşı direndiler. Ve bu günde her ÅŸeye raÄŸmen direniyorlar. Yerlerini, yurtlarını, toprakları bırakmıyorlar. Geçen yıl projelendirerek yaptığım bu çiftlik her yerden görünüyor. 200 bin dolar civarında buraya masraf yaptım. Pilotların gözü kör mü, bunun bir çiftlik olduÄŸunu, bunun gerillalara ait bir yer olmadığını görmüyorlar mı? Buna raÄŸmen sağımızı, solumuzu vurup durdular. 12 ile 13 bin civarında balığım telef oldu. On binlerce dolar zararım oldu. Korkudan havuzlara yeni balıklar da bırakamıyorum. Hiçbir üretimde bulunmadan burada boÅŸ bir ÅŸekilde bekliyorum. Bizim hükümetimiz, bizden olan devlet baÅŸkanı da bu konuya iliÅŸkin hiçbir ÅŸey söylemiyor.”

Osman Mam Resul’un öfke, nefret dolu sözlerini dinledikten sonra yolumuza devam ettik. Hala arkadaÅŸlarımızdan herhangi bir haber yoktu. Haber olmadığı gibi akıbetleri hakkında da kimse bize bir ÅŸey söylemiyordu ve defalarca kez aramamıza raÄŸmen telefonları yanıt vermiyordu.

ACI GERÇEĞİ ÖÄžRENMEK

Hiç birimizin aÄŸzını bıçak açmıyordu. Suskun, sessiz bir ÅŸekilde yolumuza devam ediyorduk. Önümüzdeki yüksek tepeye çıkmak için tırmanıyorduk. Tepe oldukça dik ve yüksekti. ÖÄŸlene doÄŸru ancak zirveye ulaÅŸabildik. Zirvedeki çeÅŸmeye oturup kana kana soÄŸuk sularından içip, birkaç lokmada atıştırdıktan sonra yeniden yola çıktık. Daha on beÅŸ dakika kadar yürümeden arkamızdan birilerinin bize seslendiÄŸini duyduk. Sesi alıyorduk ama kimseyi göremiyorduk. Sağımıza solumuza bakıp seslenenlerin kim olduÄŸunu anlamaya çalışırken seslenenler yanımıza kadar gelmiÅŸlerdi. Yanımıza geldiklerinde daha önce gördüÄŸüm ve tanıdığım gerillalardı. Onları görür görmez ilk sorum çalışma arkadaÅŸlarımdan haberinin olup olmadığı sorusunu sordum. Biri bir ÅŸeyler söyler gibi olunca ötekisi başına önüne eÄŸerek haberinin olmadığını söyledi. O bakışlara ve hareketlere yabancı deÄŸildim. Yere bakmak, verilecek cevapta zorlanmanın anlamını biliyordum.

Gerillalar gidip yanlarında biraz dinlenip bir çay içtikten sonra yolumuza devam etmemiz daha iyi olacağı o sırada arkadaÅŸlarımızdan da net bir haber alabileceÄŸimizi söyleyince, bize bir ÅŸeyler söylemek istediklerini anladım. PeÅŸlerine takıp kaldıkları yere gittik. DiÄŸer arkadaÅŸları çay hazırlamış bizi bekliyorlardı. Aslında çayı kendileri için hazırlamışlardı ama tam o sırada bizde çıkıp gelmiÅŸtik. Selamlaşıp oturduk. Üzgün görünüyorlardı. Bize çay ikramında bulundular. Ben yine dayanamadan arkadaÅŸlarımızdan haberlerinin olup olmadığını sordum. Komutanları olduÄŸu anlaşılan çaylarımızı içtikten sonra o konuda bir ÅŸeyler söyleyeceÄŸini belirtti. Ama artık çay hiç birimizin boÄŸazından geçmiyordu. Her ÅŸeye, en kötü haberi bile duymaya hazır olduÄŸumuzu söyledik. Ancak içimiz kan aÄŸlıyordu. Sözün dolandırmadan söylemesini istedik. Adını bile sormadığımız oradaki grubun komutanı arkadaÅŸlarımızın iki gün önce en fazla bombalanan alanda oldukları ÅŸu ana kadar onlardan herhangi bir haber alamadıkları söyleyince acımız bir kat daha arttı. Bu sözler dışında aramızda baÅŸka bir sözcük kullanılmadı. Oysa biz hiçbir zaman gerilla sohbetine doymazdık. Çaylarımızı yarım bırakarak kalkmak için izin istedik. Komutan bölgenin tehlikeli olduÄŸunu ve bize rehberlik etmek için iki arkadaÅŸ vereceklerini söyledi. Evet yada hayır diyecek güzümüz bile kalmamıştı. Lafı uzatmadan yola çıktık.

GAZETECİLERİ DE VURURLAR

Haberi duyduÄŸum andan itibaren Türkiye’de vurulan arkadaÅŸlarım tek tek gözlerimin önüne geldi. Kimileri satırla doÄŸranmıştı, kimilerinin ise enselerine birer mermi sıkılmış bir ÅŸekilde sokak ortasında vurulmuÅŸlardı. Bazıları da daÄŸlarda gerillacılık yaparken vurulmuÅŸlardı. Onlarca arkadaşım kendilerini gerçekleri halka aktarmak için mücadele ederken, düÅŸünce özgürlüÄŸü için çırpınırken ve en önemlisi de gerçeklerin en çıplak haliyle kamuoyuna aktarılması için yürürken vurulmuÅŸlardı. Åžimdi yine bazı arkadaÅŸlarımız vurulmuÅŸtu. Geçici bir görev için yanlarından ayrılmıştık. Zaten yanlarından ayrılmamın üzerinden daha tam bir haftada geçmemiÅŸti. Çok deÄŸil daha bir hafta önce ellerinde kameraları birlikte dolaşıp güzel görüntüler yakalama peÅŸinden koÅŸuyorduk. Åžimdi ise vuruldu haberlerini alıyordum.

İşte içinde yaÅŸadığımız özellikle biz Kürtlerin içinde yaÅŸadığı bir dünya böyle bir ÅŸeydi. Ne diyeceÄŸimi, ne yapacağımı, kime lanet okuyacağımı, kimden nefret edeceÄŸimi bilmiyordum. Aslında bilmiyor deÄŸildim. Aslında bu yaptıklarının doÄŸru olmadığını kendileri çok iyi biliyorlardı ama söz konusu biz Kürtler olunca her ÅŸeyi mubah oluyordu. Sonuçta zamanın cumhurbaÅŸkanı Demirel deÄŸil daÄŸda gazetecilik yapanları meÅŸru görmek, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki Kürt ve demokrat gazetecilere dahi “onlar gazeteci deÄŸil, militan” demekten geri durmamıştı. Hatta “bu ülkede güvercinlere kimse dokunmaz” diyen Hrant Dink’e dahi tahammül edememiÅŸlerdi. Yol boyunca bu düÅŸünceler beynimi kemirip durdu. Gittikçe vuruldukları yere yaklaşıyorduk.

AkÅŸam loÅŸluÄŸunda arkadaÅŸlarımızın vurulduÄŸu vadiye ulaÅŸtık. O an içine girmeye hazırladığımız vadi altı gazeteci arkadaşımıza mezar olmuÅŸtu. Birlikte görüntü çekmeye çalıştığımız arkadaÅŸlarımızın görüntülerini çekmeye gidiyorduk. İşte acı bu olmalıydı. Olayın üzerinden iki gün geçmiÅŸti. ArkadaÅŸlarımızın cenazesinin orada olacağını düÅŸünüyorduk. Bu düÅŸüncelerle vadide ilerlemeye baÅŸladık. Yarım saat kadar yürüdükten sonra arkadaÅŸlarımızın vurulduÄŸu maÄŸaraya ulaÅŸmıştık. MaÄŸaranın yapıldığı kaya kazan bombaları, roket bombalarının izleriyle doluydu.

Kayalardan Türkiye Genel Kurmay BaÅŸkanı YaÅŸar Büyükanıt’ın öfkesi, kini nefreti okunuyordu adeta. Kürtlere ne kadar kızgın olduÄŸu görünüyordu. Gazeteci de olsa öldürülmesi gerekir bir düÅŸüncenin sahibi olduÄŸu kayalardan okunabiliyordu. Vadide bizden baÅŸka kimse yoktu. Bu da arkadaÅŸlarımızın cenazelerinin orada olmadığını gösteriyordu. MaÄŸaraya girmeye çalıştık. Ancak genzimiz, boÄŸamızı yandı. Genzimizi yakan normal silahlar deÄŸildi. Zehirli gazlar kullanılmıştı. MaÄŸaraya giremedik. MaÄŸaranın etrafında kullanılan silahların hangi ülke menÅŸeli olduklarına iliÅŸkin bir ÅŸeyler aramaya baÅŸladık. BulduÄŸumuz bir roket parçası gerçeÄŸi bize gösteriyordu. Parça ABD etiketini taşıyordu. Birkaç parça daha kanıt bulduktan sonra bu kez arkadaÅŸlarımıza ait bir ÅŸeyler aramaya baÅŸladım. Bir arkadaşıma ait bir kalem buldum sadece. Kalem bile kırılmıştı. Daha fazla orada kalmadan ayrıldık.

FIRAT’IN AÇIK KALAN KAMERASI

Oradan çıktıktan sonra gerillaların bulunduÄŸu üs alanına çekilmeye çalıştık. ArkadaÅŸlarımızın cenazelerini onlar çıkarmış olmalıydılar. İki saat kadar yürüdükten sonra yanlarına vardık. Onların en az bizim kadar üzüldükleri her hallerinden anlaşılıyordu. Bizi kırık, yarım bir tebessümle karşıladılar. ArkadaÅŸlarımızın akıbeti ile cenazelerini sorduk. Kendilerinin maÄŸaradan çıkardıkları ve gömdüklerini söylediler. Ne zaman mezarlarını görebileceÄŸimizi sorduÄŸumuzda birkaç gün sonra gidip mezarlarını ziyaret edebileceÄŸimizi söylediler. İşte o sırada arkadaÅŸlarımızı maÄŸaradan çıkaran gerillalardan biri geldi. Bize anlatmasını istedik. SöylediÄŸi tek ÅŸey o kadar bomba, kazan ve roketlere raÄŸmen Fırat’ın kamarasının hala saÄŸlam olduÄŸu ve bulduÄŸu sırada açık kaldığını söyledi. Bir hafta süren bombardımanlı günlerimiz altı arkadaşımızın yaÅŸamını yitirmeleriyle son buldu. Üç gün sonra da mezarlarını ziyaret ettik. Geri döndüÄŸümüzde onlarla birlikte kaldığımız yerden çalışmalarımızı devam ettirmeyi düÅŸünürken, onların mezarlarıyla karşılaÅŸtık. Bu kameralar halen açık ve kalemler yazmaya devam ediyor…


 
 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.