E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 5 oy)
Çok Okunanlar
- İşte Kiğı'daki karakol baskının ayrıntıları
- Gerilla TV yayına başladı
- Gerilla babası isyan etti: Bu devletin ne dini ne imanı var
- Onbinler Kürt festivalinde buluştu
- Mutki'de yaşamını yitiren 4 gerillanın kimlikleri belirlendi
- Öcalan: Ergenekoncular fazla içerde kalmaz
- Abdullah Öcalan ders kitabında
- HPG hayatını kaybeden 9 gerillanın kimliklerini açıkladı
- Sefer olur zafer asla!
- Bingöl’de ölü sayısı 3’e yükseldi, sikorksy helikopter darbe aldı
Çok Yorumlananlar
14 Mayıs, 2008 01:56:00 | 1515 defa okundu | Günay Aslan
Türkiye’de bir yandan savaş devam ediyor, diğer yandan da şimdiye kadar alışık olmadığımız bir biçimde ‚Kürt sorununun çözümü‘ tartışılıyor. Her kesim kendi meşrebine uygun olarak bir takım şeyler söylüyor, bazı öneriler yapıyor.
Türkiyeli demokrat aydınlar ve kimi sivil kurumlar demokratikleşme öneriyor. Bunlar ‚ülke demokratikleşirse sorun da kendiliğinden çözülür‘ diyor.
PKK ve DTP ise ‚demokratik özerklik‘ modelini öne çıkarıyor. ‚Türkiye’ye demokrasi Kürdistan‘a özerklik‘ talep ediyor. Onların dışındaki bazı Kürt parti ve aydınları da en doğru çözümün ,federasyon‘ olacağını söylüyor.
Hükümetse sorun karşısında ne yapacağını bilmiyor. AKP işi ‚asil sahibine‘;Türk ordusuna havale etmiş bulunuyor. İşin aslı sahibiyse çözümü ‚asimilasyona devam’da arıyor ve artık iflas etmiş olan resmi politikada ısrar ediyor.
Ordu açıkça ‚biraz daha dayanalım, baktık olmuyor, asimile olmayanları ya keser ya da Irak‘a süreriz‘ diyor. MHP ve CHP başta olmak üzere sistem partileri, bürokrasi, üniverstiler ve egemen medya da ordunun konseptine açık destek veriyor.
Çözüm yolunda bir tek ‚bağımsızlık’tartışılmıyor. Kürtler arasında ‚bağımsızlık‘ modelini dillendirene pek rastlanmıyor. Bu model daha çok diasporadaki Kürtler tarafından dile getiriliyor.
Bu model‚marjinal‘ olmaktan öteye gitmiyor. Bunun nedenleri ayrı bir tartışma konusu olduğu için onu-şimdilik- bir kenara bırakıyorum. Ayrıca sorunun çözümü için şimdiden bir model önermeyi de doğru bulmuyorum. Kişisel olarak çözüm yoluna girilmesi halinde bugüne kadar dillendirilmiş bütün modellerin ötesinde özgün bir çözümün bulunabileceğine inanıyorum. Önemli olan modelden çok çözüm için kararın verilmesi, özgürce örgütlenme ve tartışmanın önünün açılmasıdır.
Tabii, ‚Kürt sorunu nasıl çözülür?‘ sorusuna geçerli bir yanıt verebilmek için her şeyden önce sorunun nereden çıktığına bakmak gerekir. Aslında sorunun çıkış yeri aynı zamanda sorunun çözüm yeridir. Kürt sorunu, Türk devleti Kürd’ün varlığını inkar ettiği için çıkmıştır. Devlet, Kürtleri asimile etmeyi ve bunun için de her yol ve yöntemi denemeyi; kanun ve kural dinlememeyi ‚milli bir politika‘ olarak benimsemiştir.
Gerçi yaşanan savaş sebebiyle katı inkar politikası iflas etmiştir ama devlet asıl amacından; Kürtleri asimile etmekten ve Türk kimliği içinde eritip yok etmekten vazgeçmemiştir.
Dolayısıyla sorunun çözülmesi için her şeyden önce Türk devletinin bu politikadan vazgeçmesi, Kürt halkını kendi kimliğine ve onuruna sahip bir halk olarak kabul etmesi gerekir.
Çözüme giden yol buradan geçmektir. Bu yapılmadan atılacak hiçbir adım ‚çözüm‘ getirmeyecektir. Kürt halkı diğer halklar gibi kendi kimliği ve değerleriyle özgürce varolmak, Türk devleti ise onu ‚yok etmek‘ istiyor. Bütün mesele de buradan çıkıyor. Yaşanan bunca acıya ve acıyla edinilen bunca tecrübeye rağmen de Türk devleti Kürtlerin asimile etmekten vazgeçmiyor, geçecek gibi de görünmüyor.
Çünkü Türk devleti, Kürt halkının kimliğine ve değerlerine sahip bir halk olarak kabul edilmesini ‚yaşamsal tehdit‘ olarak algılıyor. Bunun Anadolu’daki egemenliğinin sonu olacağını düşünüyor.
Önceliği bunu engellemeye veriyor. Bunun için gerekirse soykırım bile yapacağının sinyallerini veriyor.
Devletin bu tutumu Kürt tarafına karşı koymaktan başka bir yol bırakmıyor. Kürt halkı varolmak için dişiyle tırnağıyla direniyor. Irkçılıkla mücadele ediyor. Mecbur edildiği bir savaşı sürdürmek zorunda kalıyor. Keşke bu mücadele silahsı süre, ama olmuyor. Çünkü, savaş da devlet politikasının bir sonucudur. Savaş Kürtleri asimile etmenin; Türk kimliği içinde eritmenin aracı olarak başlatılmıştır. Kürtleri dağa sürmek 'devlet politikası' olarak benimsenmiş ve 12 Eylül darbesiyle de bu politika uygulanmıştır. Cunta bunun için gereken her şeyi fazlasıyla yapmıştır.
Türk devleti, Kürtlerin sistem içinde özgürce örgütlenmelerinden ve demokratik haklarını kullanmalarındansa dağda olmalarını tercih etmiş, iç ve dış siyasetini bu temelde şekillendirmiştir. Türkiye bugün bu savaşın acı sonuçlarını etinde ve kemiğinde hissetse de, sistem her alanda iflas etse de, bu tercihinden vazgeçmemiştir.
Ancak zorlanıyor, hem de çok zorlanıyor. Üstelik bölgenin değişen dengeleri sebebiyle de savaşın kendisinden çok Kürtlere yarayacağını görüyor. Bunu önlemenin arayışına giriyor. Devlet mevcut inkar ve asimilasyon politikasını özünde değiştirmeden derinleştirmek istiyor. Bu amaçla da savaşı durdurmanın mı yoksa sürdürmenin mi daha yararlı olacağı tartışmasını yapıyor. Savaşın sona erdirilmesinde bir yarar görecekse eğer savaş da sona erecektir. Türk devleti dağa çıkmaya zorladığı Kürtleri bu kez dağdan indirmek için uğraşacaktır. İster istemez bazı adımlar atacaktır. Çözüm‘ tartışmalarının alevlenmesi de bundandır.
Türk devleti asıl niyetinde vazgeçmediği için savaş dursa da mücadele devam edecektir. Sorun silahlı zeminden çıkartılıp siyasal alana taşınmış olacaktır Kendi payıma teslimiyet dışında savaşı durduracak her girişimden yanayım. Çözümden söz etmeninse çok erken olduğu kanısındayım. Kürt sorunun görünür gelecek açısından çözümü şimdilik mümkün görünmüyor. Yukarıda değindiğim neden sorunun özünü oluştursa da gelinen aşamada sorunun çok derin boyutları ve çok farklı da birleşenleri vardır. Çözüm zaman alacaktır. Fakat savaşın durması olasıdır. Türkiye, Kürtlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırırsa her iki halkın ortak çıkarlarını yansıtan ortak bir iradenin yaratılması mümkün olabilir. Irkçı yaklaşım geriletilebilir. Zamanın ruhuna uygun bir çözüm ancak o aşamada gündeme gelebilir.
www.gunayaslan.com
aslanay@hotmail.de
13 Mayis 08
Türkiyeli demokrat aydınlar ve kimi sivil kurumlar demokratikleşme öneriyor. Bunlar ‚ülke demokratikleşirse sorun da kendiliğinden çözülür‘ diyor.
PKK ve DTP ise ‚demokratik özerklik‘ modelini öne çıkarıyor. ‚Türkiye’ye demokrasi Kürdistan‘a özerklik‘ talep ediyor. Onların dışındaki bazı Kürt parti ve aydınları da en doğru çözümün ,federasyon‘ olacağını söylüyor.
Hükümetse sorun karşısında ne yapacağını bilmiyor. AKP işi ‚asil sahibine‘;Türk ordusuna havale etmiş bulunuyor. İşin aslı sahibiyse çözümü ‚asimilasyona devam’da arıyor ve artık iflas etmiş olan resmi politikada ısrar ediyor.
Ordu açıkça ‚biraz daha dayanalım, baktık olmuyor, asimile olmayanları ya keser ya da Irak‘a süreriz‘ diyor. MHP ve CHP başta olmak üzere sistem partileri, bürokrasi, üniverstiler ve egemen medya da ordunun konseptine açık destek veriyor.
Çözüm yolunda bir tek ‚bağımsızlık’tartışılmıyor. Kürtler arasında ‚bağımsızlık‘ modelini dillendirene pek rastlanmıyor. Bu model daha çok diasporadaki Kürtler tarafından dile getiriliyor.
Bu model‚marjinal‘ olmaktan öteye gitmiyor. Bunun nedenleri ayrı bir tartışma konusu olduğu için onu-şimdilik- bir kenara bırakıyorum. Ayrıca sorunun çözümü için şimdiden bir model önermeyi de doğru bulmuyorum. Kişisel olarak çözüm yoluna girilmesi halinde bugüne kadar dillendirilmiş bütün modellerin ötesinde özgün bir çözümün bulunabileceğine inanıyorum. Önemli olan modelden çok çözüm için kararın verilmesi, özgürce örgütlenme ve tartışmanın önünün açılmasıdır.
Tabii, ‚Kürt sorunu nasıl çözülür?‘ sorusuna geçerli bir yanıt verebilmek için her şeyden önce sorunun nereden çıktığına bakmak gerekir. Aslında sorunun çıkış yeri aynı zamanda sorunun çözüm yeridir. Kürt sorunu, Türk devleti Kürd’ün varlığını inkar ettiği için çıkmıştır. Devlet, Kürtleri asimile etmeyi ve bunun için de her yol ve yöntemi denemeyi; kanun ve kural dinlememeyi ‚milli bir politika‘ olarak benimsemiştir.
Gerçi yaşanan savaş sebebiyle katı inkar politikası iflas etmiştir ama devlet asıl amacından; Kürtleri asimile etmekten ve Türk kimliği içinde eritip yok etmekten vazgeçmemiştir.
Dolayısıyla sorunun çözülmesi için her şeyden önce Türk devletinin bu politikadan vazgeçmesi, Kürt halkını kendi kimliğine ve onuruna sahip bir halk olarak kabul etmesi gerekir.
Çözüme giden yol buradan geçmektir. Bu yapılmadan atılacak hiçbir adım ‚çözüm‘ getirmeyecektir. Kürt halkı diğer halklar gibi kendi kimliği ve değerleriyle özgürce varolmak, Türk devleti ise onu ‚yok etmek‘ istiyor. Bütün mesele de buradan çıkıyor. Yaşanan bunca acıya ve acıyla edinilen bunca tecrübeye rağmen de Türk devleti Kürtlerin asimile etmekten vazgeçmiyor, geçecek gibi de görünmüyor.
Çünkü Türk devleti, Kürt halkının kimliğine ve değerlerine sahip bir halk olarak kabul edilmesini ‚yaşamsal tehdit‘ olarak algılıyor. Bunun Anadolu’daki egemenliğinin sonu olacağını düşünüyor.
Önceliği bunu engellemeye veriyor. Bunun için gerekirse soykırım bile yapacağının sinyallerini veriyor.
Devletin bu tutumu Kürt tarafına karşı koymaktan başka bir yol bırakmıyor. Kürt halkı varolmak için dişiyle tırnağıyla direniyor. Irkçılıkla mücadele ediyor. Mecbur edildiği bir savaşı sürdürmek zorunda kalıyor. Keşke bu mücadele silahsı süre, ama olmuyor. Çünkü, savaş da devlet politikasının bir sonucudur. Savaş Kürtleri asimile etmenin; Türk kimliği içinde eritmenin aracı olarak başlatılmıştır. Kürtleri dağa sürmek 'devlet politikası' olarak benimsenmiş ve 12 Eylül darbesiyle de bu politika uygulanmıştır. Cunta bunun için gereken her şeyi fazlasıyla yapmıştır.
Türk devleti, Kürtlerin sistem içinde özgürce örgütlenmelerinden ve demokratik haklarını kullanmalarındansa dağda olmalarını tercih etmiş, iç ve dış siyasetini bu temelde şekillendirmiştir. Türkiye bugün bu savaşın acı sonuçlarını etinde ve kemiğinde hissetse de, sistem her alanda iflas etse de, bu tercihinden vazgeçmemiştir.
Ancak zorlanıyor, hem de çok zorlanıyor. Üstelik bölgenin değişen dengeleri sebebiyle de savaşın kendisinden çok Kürtlere yarayacağını görüyor. Bunu önlemenin arayışına giriyor. Devlet mevcut inkar ve asimilasyon politikasını özünde değiştirmeden derinleştirmek istiyor. Bu amaçla da savaşı durdurmanın mı yoksa sürdürmenin mi daha yararlı olacağı tartışmasını yapıyor. Savaşın sona erdirilmesinde bir yarar görecekse eğer savaş da sona erecektir. Türk devleti dağa çıkmaya zorladığı Kürtleri bu kez dağdan indirmek için uğraşacaktır. İster istemez bazı adımlar atacaktır. Çözüm‘ tartışmalarının alevlenmesi de bundandır.
Türk devleti asıl niyetinde vazgeçmediği için savaş dursa da mücadele devam edecektir. Sorun silahlı zeminden çıkartılıp siyasal alana taşınmış olacaktır Kendi payıma teslimiyet dışında savaşı durduracak her girişimden yanayım. Çözümden söz etmeninse çok erken olduğu kanısındayım. Kürt sorunun görünür gelecek açısından çözümü şimdilik mümkün görünmüyor. Yukarıda değindiğim neden sorunun özünü oluştursa da gelinen aşamada sorunun çok derin boyutları ve çok farklı da birleşenleri vardır. Çözüm zaman alacaktır. Fakat savaşın durması olasıdır. Türkiye, Kürtlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırırsa her iki halkın ortak çıkarlarını yansıtan ortak bir iradenin yaratılması mümkün olabilir. Irkçı yaklaşım geriletilebilir. Zamanın ruhuna uygun bir çözüm ancak o aşamada gündeme gelebilir.
www.gunayaslan.com
aslanay@hotmail.de
13 Mayis 08



Güncel