E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- HPG’den Devrimci Karargah’a destek!
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- Ebu Süfyan Yeşil'di
Çok Yorumlananlar
Sol demokratik güçlerin, Türkiye’de yaşanan siyasi boşluğu doldurmaları projesini, zorlu ama mümkün ve tarihi bir fırsatın doğru değerlendirilmesi olarak okuyorum. Çatı Partisi projesi kapsamında, böyle bir tartışma başlığının gerekliliğine inanıyorum. Michael Albert’in “Katılımcı Ekonomi” modeli, “Bilgi Çağı Ekonomisi”, ve esas olarak Kürdistan’daki özgün ekonomik şartlarda, çözüm programı kapsamında, Kürt halk önderi Öcalan’ın ortaya koyduğu “ekolojik tarım”a dayalı kooperatifleşme modeli incelenmeyi gerektirmektedir. Ekonomik sistem, insan ilişkilerinin tüm düzeylerini etkiler. Bu tezden hareketle M.Albert de Alternatif model önerisini; Dayanışma”, “Çeşitlilik”, Gayret ve Fedakârlık”, “Öz-yönetim”, “Sınıfsız Toplum”, “Sürdürülebilirlik” gibi altı temel değere, ilkeye ve ona karşılık gelen kurumlara dayandırır. Yine, “Bilgi Çağı Ekonomisi” başlığıyla geliştirilen kuramsak çalışmaların da ufuk açıcı olduğunu belirtmeliyim.
Michael Albert’in savunduğu değerlerin çoğuna katılıyorum ve lağvedilmesini önerdiği kurumlar konusunda da aynı fikirdeyim. Ancak, Albert sanayi toplumunu düşünerek kuramsal bir formül geliştirmiş olduğundan, uygulaması kendisinin dillendirdiği kadar basit değil. Çünkü öncelikle, çağımızın bilgisayar donanımlı, mühendistik bilgi ile otomasyonu birleştiren, giderek Nano teknolojiyi kullanmaya çalışan üretim biçimi ve ekonomik örgütlenmesi, sanayi toplumundan oldukça farklılaşmıştır. Sanayii toplumunda en büyük işletmeler merkezi fabrikalardı. Ancak bugün bilgi en önemli kaynak olduğundan tüm küresel firmaların merkezi, ofisler toplamı dev ofislerden oluşmaktadır. Sermaye merkezileştikçe gerçek üretim yerelleşmekte daha küçük birimlere bölünmektedir. Standartlaştırıcı, merkezileştirici, tek tipleştirici sanayi toplumu geride kaldı. Ayrıca Pazar kavramını, iletişimin bu altın çağında yeniden tanımlamak gerekir ki, girerek ticaret internet ortamında gerçekleşmektedir.
Gerçekçi ve uygulanabilir ekonomik programlara, birden çok, bir birini bütünleyen ve güçlendiren programa ihtiyaç var. Örneğin Türkiye’nin ihtiyacı askeri harcamaları asgariye indirecek barış ortamında, küresel mali sermayenin boyunduruğundan çıkmış üretime dayalı, sürdürülebilir bir ekonomi programı iken Kürdistan da hemen uygulanması gereken organize bir “organik tarıma” dayalı kooperatifleşmedir. Bunları uygun tarzda birleştirmek mümkündür. Ben ille de gelecekte oluşacak toplumun uyması gereken, bugünden oluşturulmuş, modellere ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.
Uygulanabilir, sonuç alıcı programlar, ısrarlı mücadelelerle hayata geçirilirse, toplum, ideale doğru ilerleyecektir. Mücadele şarttır. Toplumu modellere uydurmak yerine ilerlemeyi sağlayacak programlar uygulamak daha doğru olur diye düşünüyorum. Burada insanların katılımını gönüllü sağlamanın şartı, ikna olmaları değil, eğer önerdiğiniz program bireylerin çıkarları ile ideallerini bütünleyerek karşılıyorsa ikna olmaları sorun olmaktan çıkacaktır. Bugün en fazla sayıda insanın karşı durduğu uygulamaları tespit etmekle başlanabilir. Savaş, çevre tahribatı, birey ve grup hakları ihlali, yoksulluk, açlık ve kural tanımayan küresel sermayenin beraberinde getirdiği yıkımlar.
Askeri Sanayii dünya ekonomisinde en büyük kalemlerden biri. Ekonomisi askeri sanayiye dayanan bir güç savaş ister, çünkü pazarı budur. Bu nedenle Barış aktivistlerinin eylemleri insani, ethik yönü kadar ekonomik olarak da son derece önemlidir. Eğer bir istatistik çıkarılırsa-ki yayınlanıyor her yıl-askeri sanayiye, savaşa ayrılan kaynaklar, insanların gelişimi için kullanılırsa, sağlık, eğitim açlık gibi, çağımızın gelişim seviyesi dikkate alındığında, insanlığın yüzünü kızartan birçok sorun ortadan kalkacaktır. İkincisi günlük yaşamımıza etki eden sera gazları etkisi ve genelde çevre tahribatıdır. Günlük yaşamımızda küresel ısınmanın yol açtığı iklimsel dengesizlikleri hissetmek mümkün. Bu kadar güncel ve yakıcı bir konudur yani. Ekolojik hareket “çevreciler” denilerek hafife alınamaz. Küresel sermayenin tahribatı, bu etkinlikler küresel düzeyde örgütlenirse sınırlandırmakla kalmaz sadece, durdurur.
Konumuz ekonomik program, ama korkarım ki pratik değeri olan çözümler üretmezsek “alternatif ekonomi” programını uygulama safhasına geldiğimizde çabamıza değecek bir dünya kalmayacaktır. Esas tehlikeyi oluşturan bir konu daha vardır; spekülatif sermaye. Üretimle bağı kopmuş mali sermayenin egemenliğindedir dünya ekonomisi. Ve bu normal değil. Ekonominin kalbi üretim yapan sahalarda değil, New York borsasında atıyor ve her an spazm riski taşıyor, yapısı gereği.
Diğer önemli bir nokta da enerji konusudur.19 yy.dan kalma enerji kaynakları bile kullanımda; kömür, petrol, elektrik ve nükleer enerji... Hâkimiyet kavgalarının baş nedeni olmaya devam ediyor enerji kaynakları ve daha çok askeri amaçlı kullanımı “sıfır noktasına doğru bir yarışı” körüklüyor.
Karşı olduklarımız kadar, istediklerimizi tartışmalıyız ve program çıkaracak olgunluğa getirebilmeliyiz. Örneğin savaş sanayine karşıyız, çevreye zarar veren tüm ekonomik uygulamalara karşıyız, spekülatif sermayenin ve küresel tekellerin hakimiyetine karşıyız, üretime dayalı, sürdürülebilir bir ekonomi arzu ediyoruz, biçiminde somut.
Demokratik cumhuriyet’in ekonomi politikası nedir? Bu konuda bir programı var mı? Bildiğimiz kadarıyla henüz yok. Ama oluşturulmalı. Merkezi planlama olmaz, katılımcı planlamanın birçok yönü alınabilir, alınmalıdır. Örneğin, Kürt halkı sefalete, açlığa, mahkûm edilmiş ve bu, imha politikasının, teslim almanın, düşürmenin aşağılık bir yöntemi olarak kullanılıyor. Dolayısıyla en acil çözüm olarak; geniş topraklarında, organizasyon ve dayanışma ile organik tarımı geliştireceği kooperatiflere dayalı bir tarımsal üretim modeline ihtiyaç var. Basit bir entegrasyon, küresel sermayeye teslimiyet asla olamaz. Bu konuda da yerel değerler ile küresel değerlerin etkileşimi, yakınlaşması ve bütünleşmesine benzer bir program izlenebilir. Latin Amerika güncel deneyimleri incelenerek yaralanılabilir.
Programın uzun vadeli hedefleri olacaktır tabii ki ama kısa vadede sermayeyi üretime yönlendiren, emek gücünü olabildiğince güçlendirerek denge sağlayan, çevre ile uyumlu ve öz-kaynaklarına- kendine yeterlilik düzeyinde- dayanan, mali sermayenin mahkûmiyetinden kurtulan, kullanım değerine öncelik veren bir ekonomi programı oluşturmak mümkündür. Böyle bir program eğitim, sağlık, sosyal güvenceler gibi yaşamsal konularda, kamusal tam bir çözüm de içeriyorsa, uygulanabilir ve gerçekçi hedefler doğrultusunda dönemsel planlamalar yapılarak hayata geçirilebilir. Başarılı olmaması için de bir sebep yoktur.
N.Mehmet Güler
n.mehmetguler@hotmail.com



Güncel