E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- HPG’den Devrimci Karargah’a destek!
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- Ebu Süfyan Yeşil'di
Çok Yorumlananlar
Kürdistan’dan Filistin’in aslında kaderleri birbirine benzemektedir. İkiside; tarihinde gerçek anlamda ne özgür nede bağımsız devlet olma hakkını elde edememişlerdir.
İsrail siyonizmi tarafından toprakları işgal edilerek, toprakları elinden alınarak mülteci durmuna sokulan Filistin halkı hala 1948’den beri İsrail siyonizmin ve ABD emperyalizmin savaş ve yok etme poltikasından hiç bir hız kesmeyerek devam etmesidir.
ABD’nin İsrail’i güçlendirerek uydusu olarak Arap halkına saldırarak ya ABD emperyalizmin işbirlikçisi yada düşmanı yapmıştır.
Bölgede Arap Milliyetçi gelişimini bertarafı ile işe başlayan ABD emperyalizmin gözü ilk başta Süveyş kanalının Mısır tarafından millileştirilmesi ile tüm emperyalist ülkelerin gözü buraya dönmüştü.
Mısır Devlet Başkanı Nasır Arap milliyetçiliğini her ne kadarda geliştirmeye çalışmış olsada. Diğer tarafdan da Sovyetler desteğini görerek BAAS partilerin kurulması için Suriye ile yakın ilişkilere giriyordu.
Nasır ikili oynuyordu; bir yandan Sovyet desteğini alıyor diğer tarafdan da ABD emperyalizminden de flört yapmanın yollarını arıyordu. Nihayet istediği gerçekleşerek ikili oynamaya kim daha çok parayı veya askeri yardım desteğini verirse Nasır O tarafa oynuyordu.
Bölgede ABD, İsrail, Türkiye, İran dörtlüsü; Sovyet’in bölgede gücünü kırmak için, ABD emperyalizmin birer jandarması olarak hareket ediyorlardı.
Suriye’ye Sovyet teknisyenlerin gelmesi yerleşmesi, ABD ve hizmetinde ki, jandarmalarını telaşlandırmıştı. Suriye’yi işgal planı Tabiki, Türk militer devletine verilmişti.
27 Eylül 1957 itibarıyla, Suriye sınırına 50 bin askeriyle yığınak yaparak Suriye’ye yi köşeye sıkıştırma ve yıldırma eylemleri yapılıyordu. Orta-doğu’nun yeni ülkesi olan Lübnan’da ise hergün patlamalar CİA, MİT, MOSAD, SAVAK ajanları her gün yeni provakasyon eylemleri ile Lübnan sarsılırken de amaç tüm eylemler ABD ve diğer piyonları tarafından hazırlanan eylemlerden Suriye’yi suçluyordu. İki tarafdan da eylemlerle Suriye abluka altında köşeye sıkıştırlıyordu.
ABD bölgede savaş çıkarmaktan çekiniyordu; çünkü bunu henüz kaldıracak güçte değil ve zaman erkendi.
Nihayet ABD geri adım atarak Türkiye’nin dizginlenmesi sayesinde dünya derin bir nefes almış olurken, Türkiye bu durumdan oldukça rahatsız olmuştu.
İsrail bölgede terör estirmek için, savaşın ilk adımları atılıyordu. 1966 yılının Kasım ayında İsrail 4000 bin kişilik zırhlı birlikleriyle Ürdün’ün Batı yakasın’daki Samu kentine saldırarak savaş bölgeye yavaş yavaş yayılacaktı.
7 Nisan 1967’de bu sefer İsrail’le Suriye arasında çatışma çıkmıştı. İsrail bu çatışmanın arkasından Şam’a yürümek istemişti.
5 Haziran 1967 sabahı İsrail aniden saldırıya geçti. Sonuç, Araplar için korkunçtu: Mısır’ın bütün hava gücü yok edilmişti ve siyonist ordunun önünde duracak bir güç kalmamıştı. İsrail ordusu hızla bütün Sina yarımadasını ve Gaze Şeridi’ni işgal etti. Ürdün ordusu da hemen dağıldı ve Kudüs ile Batı yakası da kısa zamanda düştü. Ardından, ateşkese uymayarak, ayın 10’unda, uzun zamandır göz koyduğu stratejik Golan Tepeleri’ni işgal etti İsrail ordusu.
Böylece Şam’a giden yolda açılmıştı. Sadece 6 gün, yani 134 saat içinde bütün Arap orduları hezimete uğramışlardı.
Arap dünyasına ABD emperyalizmi ve siyonist İsral’e birlikte beklemedikleri bir yenilgi yaşatmışlardır.
1979’da İran da gerçekleşen İslam mola devrimi ile beraber ABD emperyalizmi en büyük işbirlikçisi İran Şah Rıza Pehlevi yıkılınca ABD İslami molla rejimi İran dan çıkarmış oldu.
Bölgede İran’ın kaybıyla beraber ABD, İsrail, Türkiye üçgenindeki, ortaklık daha da gelişerek.
Türkiye’deki rejimin tehlikede gören ABD düğmeye basarak 12 Eylül 1980 askeri faşist diktatörlüğü işbaşına getirerek Türkiye’yi siyasi olarak da kendine bağlamış oluyordu.
İşte uzun uzun anlatmaya çalıştığım nokta burasıdır. Yıllardır Orta-doğu ki savaşlarda kuşkusuz ABD, İsrail, Türkiye bu üçlünün hep parmağı olmuş ve bu tetikçilikte Türk militer devlet her zaman ABD’nin ve İsrail çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir.
1990’ da Sosyalist sistemin çözülmesi ile birlikte ABD ve diğer emperyalist sistem bayram ediyorlardı. Ama Kapitalist-emperyalist sistem yeniden keşf edilmeye başlandı ’’Küresel kapitalizm dediler- Global kapitalizm dediler, halbuysa ikisinin sözcük anlamı aynıdır. Küre dünya- Global demek- yuvarlak yani yine Küre anlamına dönüşmektedir. Bu kavramları emperyalist-kapitalist sistemle sanki yeni bir ideoloji-teori sunmaya çalışan binlerce yazar olmuştur.’’
Hepsi nedir biliyormusunuz? Kapitalist-emperyalist sistemi yeniden keşfi yeni adına Marksizm’i çürütmek adına hazırlanmış sınıf mücadelesinin olamayacağı adına sosyalizme burjuvazi ile birlikte lanet okuyan az dönek olmamıştır.
Ama,ne yazık ki, görüldükü kapitalizm ve yeni dünya düzeni veya ’’Global, Küresel’’ kapitalizm deselerde kapitalizm, kapitalizmdir. Kapitalizm insan emeğini emen ve onunla beslenen bir vapirden başaka bir şey değildir.
İşte bu gün dünyada savaşların, dünyayı tekrardan paylaşan kapitalist-emperyalist sistem insanları öldürmeye, insanları sömürmeye, insanları açlık ve yoksulluktan yaşamaya başka şans tanımıyan iki sınıf arasında mücadeleyi keskinleşip arasında uçurumlar yaratarak artık uzlaşmaz antogonist çelişkilerle bir arada yaşamanın tükendiği bir sistemden kurtulmanın yollarını bulmak her insanın, her bireyin, her devrimci-Komünistin çıkış yolunun adresinin kuşkusuz döneklerin dışında sosyalizm alternatif olarak kapitalist sisteme alternatif olacağını kimse yadsımasın ve kuşku duymasın.
2007 Kasım ayında Beyaz Sarayda BUSH ve Erdoğan görüşmesi sonuncunda Türk militer devletinin misyonları Orta-doğu ve Asya ülkelerinde ki, değerleri daha artırılmış ve yeni görevleri de üstlenmesi gündeme gelmiştir.
Birincisi: Türk militer devletine ABD emperyalizmin ve NATO’nun çıkarları doğrultusunda askeri görevler verilmiştir.
a) ABD emperyalizmi Irak’ta düştüğü bataktan çıkaracak bölgede en güçlü ordusuna sahip olan Türk militer devletinin ABD’nin askeri görevlerini paylaşması. Bunun içinde Türkiye toprakları içinde tüm sivil hava alanlarının ABD askerlerine açılması, ayrıca yeni Nükler Füze başlıklı silahların yerleştirimesi. Türki Cumhuriyetlerde bu silahların yerleştirlmesine yardımcı olması.
b)Afganistan da Türk militer devletinin askeri gücünü artırması bir fiil savaşın içinde yer alması.
Bunun karşılığında Güney de kurulacak Kürdistan devletinin ertelenmesi; Kürdistan’ın her parçasında Kürt ulusal mücadelenin kırılması bir araya gelme birleşme yollarının tıkanması ve kapatılması olmuştur.
Bunun sonuçları her kesin bildiği gibi, Aralık 2007’de hemen gündeme sokularak Güney Kürdistan topraklarını işgali ve havadan bombalanması savaşın şiddetini artırarak PKK’yı etkisizleştirmeye koşulsuz olarak teslim olması istenmektedir.
Amaç Kürtlerin ulusal savaşının öncüsü olan PKK’nın bitirilerek Kürt halkının ulusal bağımsızlığını, özgürlüğünü kırmak istemektedirler. Tarihde yaptıkları gibi kendilerince Kürt mücadelesini betonlamak istemektedirler.
Kürtler artık gelinen süreç de bunu aşmışlardır. Kimsenin hangi parçada olursa olsun Kürt halkı teslimiyet değil çözüm istemektedirler. Hiç bir güç Kürt halkının özgür bağımsız olmanın önüne geçemeyecektir.
Aynı şekilde yıllardır Filistin halkı, Yaser Arafat’ın ölümüyle birlikte ABD işbirlikçisi Mahmud Abbas, diğer tarafda seçimle hükümet olan Hamas’ın Filistin topraklarında savaş hiç durmadan İsrail siyonizmi tarafından terör estirilerek sürmektedir.
Hamas tarafı ve Mahmut Abbas tarafı olarak ikiye bölünerek minyatür devletler haline getirilerek. Hamas tarafı gıda ve her türlü ambargo uygulanarak insanlar açlıktan susuzluktan ölmekteler Filistin halkı yine kendi topraklarını terk ederek mülteci durumuna getirilmiştir.
Lübnan ise halen belirsizliği sürmekte olup, her gün yeni patlamalara İsrail siyonizmin saldırılarına hedef olmaktadır. Barış gücü şebekesinin içerisinde Türk militer devletinin askerleri de bulunmaktadır. Daha nasıl bir yol alınacağı belirsizliğini korumaktadır.
Bunlar sürerken ABD, İsrail, Türkiye Üçgeni Orta-doğuda yeni senaryolar ve ABD karşıtı ülkelerin başında hedef olarak gösterilen Suriye ve İran gelinen süreçte ABD’nin savaş karşıtı olmaktan çok yelkenleri suya indiren bir Suriye görmekteyiz.
1967 İsrail, ABD, Türkiye üçgeni Suriye’yi hedef tahtası olarak savaşın başladığı Golon Tepeleri İsrail ele geçirerek işgal etmişti. ABD’nin bu savaşta verdiği destek tartışılmazdır. Yine aynı komşu Türk militer devletide Suriye sınırına 50 bin askeri sınırda bekleterek günlerce Suriye halkına korkulu günler yaşattığı unutulmamalıdır.
Aynı Türkiye bugün ılımlı İslam poltikasıyla Orta-doğu ve asya ülkelerinde ABD’nin ve İsrail’in adına poltika yapmaya çalışmaktadır.
Yine 2007’de Türkiye bu görüşmeleri sürdürmek için, Fenerbahçe futbol takımını Halep’de maç yapmaya götürülmüştür. Fenerbahçe ile beraber Erdoğan ve Bakanları giderken tesadüf eseri BUSH hanımı ve ABD Dış İşleri Bakanı Rice orda bulunarak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeyi Türk militer devleti tarafından sağlanmış ve hazırlanmıştır.
Aynı şekilde İran ABD ve İran arasında diplomasi ilişkilerini sürdürmektedir. İşte son günkü, tarihe damgasını vuran ABD, İsrail, Türkiye üçgeni Suriye devletini ehlileştirerek Ankara’da yıllardır düşman olan iki ülke olan Suriye ve İsrail ile barış görüşmelerine başlamasıdır.
Ve yıllar önce 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri’ni İsrail Başbakanı Olmert koşulsuz vermeyi kabul ettiğini teyit etmiştir.
İsrail’i Suriye’yi yakınlaştıran bu süreç nedir? ABD’nin Orta-doğu ve Asya İslam ülkelerinde kayb ettiği imajı yenilemek güven vererek yeni senaryoların oluşacağının habercisidir. Herhangi bir İran savaşında Şİİ yönetime sahip olan Suriye’nin tarafsız kalması veya ABD, İsrail, Türkiye Üçgeni içerisinde işbirlikçi olmasını sağlayabilirlermi? Bekliyeceğiz göreceğiz. Hiç bir poltika çıkarsız değildir. Burda yazımı noktalarken; ABD, İsrail, Türkiye Üçgeni Orta-doğuda Asya’da Kürdistan’da poltikalarını izleyeceğiz ve göreceğiz...



Güncel