E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- PKK hangi koşullarda silahı bırakır?
- Haydi hayırlısı/Günay Aslan
- Jandarma'da 900 istifa
- Barzani: Milis meclislerindeki Kürtler vatan hainliğinden yargılanır
- KCK Karayılan’ın MİT ile görüştüğü iddiasını yalanladı
- ‘Kürtlere Hülya Avşar verseler’ /Nazım Alpman
- Yeni kulvara girdik/Enis BERBEROĞLU
- Özgür Gündem gazetesi internet sitesi yasaklandı
- Gerilladan karakola top atışı!
- Kato Dağı'nda 3 gerilla 18 asker yaşamını yitirdi
ABD’nin Ortadoğuya ilişkin politikasında ciddi hareketlilik ikinci dünya savaşından sonra başlamıştır. Daha öncesinde de bu gücün Ortadoğuya ilişkin yaklaşımında belli bir özel ilgi ve çaba olmuş olsa da, esas olarak 1950’lerden sonra ABD bu bölgenin bizat aktif bir aktöru olmuştur. Sanırım bu konuda kimse tersi bir tespitte bulunamaz.
Yarım asırlık bir aktif aktörlük sürecinden sonra, ABD Ortadoğu bölgesiyle ilgili stratejik bir yol haritasını çizmekle karşı karşıya olduğunu anlamıştır. 1950’lerden 2000’li yıllara kadar ABD’nin bu bölgeye ilişkin politikası önemli olçüde yürümüş ve çıkarları için gereken sonuçları da yaratmıştır. Son 8 yıl ise bu noktada bir ara süreç ve yeni bir döneme de zemin hazırlama temelinde geçmiştir. Yapılacak olan başkanlık seçimlerinden sonra, ister Demokratlar isterse de Cumhuriyetçiler iktidara gelsinler, 2009 yılıyla birlikte ABD yeni bir Ortadoğu politikasıyla dünya sahnesinde rol oynayacaktır. Ne Barak Obama’nın ABD için çok olağanüstü bir strateji geliştirme gücü var ne de McCain’in. Amerika’nın üstün çıkarlarını esas alan strateji ilgili kurumları (Pentagon ve CIA) tarafından önceden oluşturulmuştur. Dolayısıyla ABD, bir seçimin sonuçlarına göre siyaseti değişen bir güç olmadığını herkes biliyor.
Ilk yıllarında olduğumuz 21. yüzyılda ABD artık dünyanın tek süper gücü olmadığı bilinmektedir. Gerek AB gerekse de Rusya, Çin ve Hindistan yeni dünya düzeni üzerinde kendi hakimiyetlerini geliştirmede ABD ile belli bir rekabet içerisindedirler. Bu süreç daha çok teknik ve bilime dayalı olarak gelişen ekonomik bir mücadeleye dayalı olarak yürüyecektir. Bu noktada Çin, Hindistan ve Rusya yükselme trendini yaşarken, ABD ve AB ise Afrika’ya açılmayı gündemine almış bulunmaktadır. Önümüzdeki 10 yıl bu noktada önemli bazı sonuçları ortaya çıkaracaktır.
Yeniden geliştirilmeye çalışılan dünya düzeni mücadelesinde Ortadoğu bölgesi, eskide olduğu gibi, şimdi ve bundan sonra da önemini korumaktadır. Dünyaya egemen olmak isteyen güçlerin Ortadoğu bölgesinden vazgeçmelerini beklememek lazım. Her ne kadar da son üç-dört yıldır bu bölgenin stratejik önemi çok konuşulmuyor olsa da, bu gündemden düştüğü anlamına gelmemelidir. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda yine en fazla pazarlık konusu olacak olan ve üzerinde hakimiyetin sağlanmaya çalışılacağı bölge bizim bölgemiz olacaktır.
Yeni dünya dengelerinde Kürtlerin rolü artık yadsınamıyacak düzeyde tartışılacaktır. Türkiye, Iran ve Suriye gibi sömürgeci güçleri artık eskisi gibi klasik politikalarla Kürdistanı sömüremiyecekleri bir gerçektir. Son kırk yıldır Kürtlerin yürüttükleri mücadele birçok tabuyu yıkmış, önemli olçüde bir uyanışı geliştirmiştir. Buna Çağdaş Ulusal Uyanış da denilebilir. Bu gerçekliğe bağlı olarak, uluslararası alanda da Kürt Sorunu resmi tartışma gündeminde yerini almış durumdadır. Gelinen aşamadan sonra ne Kürtler eskiye benzer bir durumun yaşanmasına müsaade edecekler, ne de gelişen uygarlık buna yol verecektir. Gerek bölgesel düzeyde gerekse de uluslararası alanda yaşanan tüm ikiyüzlülüklere rağmen, Kürt Sorunu önemli bir kırmızı çizgiyi aşmış, meşru bir zemin üzerinde mücadele edebilecek bir düzeyi yakalamıştır.
Kürt Sorunu noktasında Çin ve Hindistan gibi güçlerin herhangi bir politikalarının olduğunu söylemek henüz erkendir. Rusya’nın da pek ciddi bir politikasının olmadığını geçmişinden biliyoruz. Putin’in yardımcısı pozisyonundaki Medvedev’in de bu noktada farklı bir politikayı esas alabileceğine kimse inanamaz. Dolayısıyla Kürt Sorununun çözümü veya çözümsüzlüğü konusunda yine de bellirleyici uluslararası güçler ABD ve AB’dir. Kürt halkının geliştirdiği Özgürlük Mücadelesi yavaş yavaş hem ABD’yi ve hemde AB’yi daha realist olmaya zorlamaktadır. Geçen son 8 yıllık süreç zarfında belli bir sesizliğin, veya politikasızlığın yaşanmış olmasını da bu güçlerin bir yaklaşımı olarak değerlendirmek lazım. Bu süreç daha da uzun olmaya musait değildir, gelecek yıllarda Kürt Sorunu sözkonusu bu iki gücü net bir strateji ve pratik sahibi olmaya zorlayacaktır.
Hem bölgemiz açısından ve hemde genel olarak dünya dengeleri açısından çok önem arzeden bu tarihi süreçte Kürtlerin sorumluluğu daha da artmaktadır. Bir anlamda bunu bir gelişme olarak görürken, diğer taraftan da, tarihi sorumlulukların sağlıklı olarak yerine getirilmemesi durumunda, ciddi tehlikelerin de gündemde olduğunu bilmek durumundayız. Bu nedenle irili ufaklı tüm kürt örgütleri kendi sorumluluklarını çok iyi görmeleri ve doğru yolda ilerlemeyi esas almaları gerekmektedir. Ortaya çıkmış olan, gerek objektif gerekse de subjektif koşulların sağlıklı ve akli selim bir yaklaşımla değerlendirilmesi tarihe yapılacak çok önemli bir değer pahasında görülmelidir.
Yukarıda kısaca vurgulamaya çalıştığım genel durum çerçevesinde, Kürt Sorununun çözümü noktasında önümüzdeki aylarda, veya 2009 yılının ilk yarısıyla birlikte somut bazı sonuçların görülmesi mümkündür. Bu aynı zamanda zorlukları da büyük olan bir süreç olacaktır. Özellikle Kürt Halkının gönülü militanları açısından daha fazla fedakarlığı ve azmi gerektiren bir dönemin yaşanacağını bilmemiz gerekiyor. Sonucu verimli olan hiç bir çalışmanın kolay gelişmediğini, gelişemiyeceğini dikkate aldığımızda, olası bir çözüm sürecinin de zor olacağını bilmek durumundayız.
Burada önemli gördüğüm hususlardan bir tanesi ise doğru ve sağlıklı itifakların geliştirilmesidir. Taktiksel amaçlı da olsa, atılacak her adımın sonuçları önceden iyi hesaplanmak zorundadır. Dolayısıyla uluslararası güçlerin rolü görülüp ona göre belli adımlar atılırken, esas çözümün nerede ve kiminle gelişeceğinin de iyi hesaplanması önemlidir. Bu nokta Kürtler açısından önemli olduğu kadar Türkiye devleti yetkilileri açısından da o kadar önemlidir.
Türk devleti üstesinden gelemediği bir sorunu yabancı güçlerin desteğiyle başarabileceğini düşünmekten vazgeçmesi gerekmektedir. 24 yıldır bastıramadığı bir mücadeleyi, ki bu süreç zarfında önemli oranda uluslararası güçlerden de destek almıştır, bundan sonra yok edebileceği hayallerinden vazgeçmelidir. Kürdün dünya’dan tecrit edilip rahat rahat kendini konuşturma imkanlarını yaratma hayalleri ve çabaları sonuç vermiyecektir. Türk devleti tarafından uluslararası imkanların kulanılmasıyla bazi Kürt siyasetçilerinin Avrupa’da terörist gibi gösterilmesi ancak bu halkın daha fazla mücadele azmini ve şevkini artıracaktır. Kürt eski kürt olmadığı gibi, uluslararası güçlerin de eskisi gibi olmadıklarını, artık birilerinin türk devleti yetkililerine anlatması ve onlara kavratması gerekmektedir.
Ahmet DERE / 08.06.2008
farasin@hotmail.com



Güncel