E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- HPG’den Devrimci Karargah’a destek!
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- Ebu Süfyan Yeşil'di
Çok Yorumlananlar
10- 6- 1992
Mezopotamya ovasında ki bulutlar hüzne durmuş bu gün… Bu akşam el ayak çekilince Mardin sokaklarında dolaşmak istiyor canım. Yaramazlık yaptığım, sevince kesildiğim sokaklarda yine anılarımlayım. İşte gümüşçüler çarşısı, işte uzaklardan bize bakıyor Darülzaferan…
Hiç kimseye görünmeden, bir kuş oluyor başına konuyorum.
“ Sen mi geldin? “ diyorsun usulca. “Dayanılmaz bir yokluğun adısın sen.” Diyorum ben de usulca gözyaşlarımı saklayarak.
Biliyorum, gitmesem de tanır beni o sokaklar, evler, tozlu yollar tanır beni. Tahta kapı tanır beni… Sıcacıktır mermerin bu gün. Ektiğim çiçekler açmış, başucundaki ağaç selama durmuş, geldiğimi haber vermiştir sana.
İster rüzgâr, ister kuş olayım, ister deli dolu bir boran… Sesim sana ulaşır bu gün. Sen tanırsın, bilirsin geldiğimi… Kim bilir erkenden uyanmışsındır bu gün. Beni beklersin, gözün yoldadır. Yol dediğinde nedir ki; hasretleri kavuşturmadıktan sonra neye yarar yollar?
Yine o şiiri fısıldarsın kulağıma.
“İkimiz iki sap buğday olsak
Sen benim olsan, ben senin olsam
Bir gece vakti aklına gelsem
Uykunu tutsam, hiç bırakmasam”
Bir gece değil, her gece akıllara gelip uykumuzu tuttuğunu da bilirsin sen. Kaç mevsim geçti aradan, kaç kez çiçekler tomurcuğa durdu, kaç çocuk ana rahmine düştü bilir misin? Doğan her çocuğa senin adın verildi.
“Özlemin, kahreden özlemin
Uçuruma dönüşen özlemin
Kimi gün masum bir çocuk gibi gelen
Kimi gün hırçın dalgalar gibi gelen özlemin
Benliğimi suskunca saran özlemin”
Yine özlemin kapladı içimi, yine kanadı yaralarım. Yine sustu sesim, yine senin için aktı gözyaşlarım…
Anılar acıtıyor. Sigaramın dumanını acının üzerine savurmak istiyorum bu gün. Yaralarıma tuz basmıştı zaman denen boşluk. Kabuklarını kaldırıyor yaralarımın anılarım. Canımı acıtan anılarım… Boz bulanık hüzne kesiyor anılarım. Keskin bir bıçak deşiyor bedenimi, kanıyor, kanatıyor, acıtmıyor beni.
Günbatımı üzerime çöküyor bu gün, gökyüzü ufaldıkça ufalıyor, beni alıp sana, seni alıp bana getiriyor. Sesine karışıyor sessizliğim. Vınlamalara, uğultulara karışıyor sesim. Dualar okunuyor başında, çocuklara şekerler dağıtıyor gözü yaşlı büyükler. Ölümü bilmiyor çocuklar… Şekerin tadı damaklarında yuvarlanıyor.
Bilmediğim ülkelerin caddelerine atmak istiyorum varlığımı. Önyargıları yıkmak, çiğneyip geçmek istiyorum sonsuz bir tünele benzeyen zamanın üzerinden... Bu gün canım çok sıkılıyor. Mezopotamya ovasındaki bulutlar üzerime çöküyor. Sevgili Mehmet Emin Ayhan, ölü mü denir şimdi size?
Senin şahsında faili meçhul cinayetlerle yitirdiğimiz canların önünde saygıyla eğiliyorum bu gün. Ve şunu da paylaşmak istiyorum okurlarla. Bir insanın yokluğunu kabul edemeyince, duygular param parça oluyor, bu parçaları toplamak kolay olmuyor geride kalanlar için…
cennetbilek54@mynet.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen Ahmet T.., 07 Kasım, 2008 10:43:49Cennet hanım hakında eleştri veya yorum yazmak benim haddim değil.Çünkü ona inanılmaz bir derecede saygı duyuyorum ve onu çok seviyorum.Dolayısıyla yazılarını çok beğenerek sabırla ve anlıyarak okuyorum..



Güncel