ÇOK YOĞUNLUKLU ALDATMA

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 9 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031


Bugünlerde basında çıkan haberler gerçekten tuhaf olduğu kadar da düşündürücü. TSK artık açık olarak topluma savaş açmış durumda. Kendi imajını kurtarmak için her türlü aracı devreye sokuyor. Hükümet ile aralarında olan sürtüşmeden kar sağlayarak ve onu hizaya getirerek varlığını hissettirmeye devam ediyor. Hükümet bildiğini okurken TSK’ de kendi bildiğini yapıyor. Hükümet ılımlı İslam ile kendini dünyaya lanse ederken TSK’ de en modern silahları alarak savaşa devam ediyor. Her ikisinin ortak noktası (düşmanı) Kürt halkı ve dolayısıyla de PKK.

Kafama şu soru takılıyor acaba PKK olmasaydı bu iki kuruluş neler yaparlardı. Muhalefet zaten belli Baykal ve Bahçeli’ye ne kadar güvenilebilinir. Bunlar ancak askerin talimatıyla oy potansiyelini artırır veya azaltır. Kişiliksiz siyaset etmeye devam ediyorlar ve Türkiye gerçeğinden uzaklar. PKK gerçeğini görmeden Kürt çözümü için yapılan bütün girişimler sonuçsuz kalacaktır. Bu kadar açık bir gerçek varken bu konuda çözüm üretmemenin nedenini anlamak da zor oluyor. Asker hiçbir zaman barış yanlısı bir tavır içinde olmamıştır. Cumhuriyet kurulduğundan beri durumları ortadadır. Darbe üstüne darbe yapmaktan ve kendisini merkezde görmekten çekinmemektedir. Siyasetin belirleyici bir faktörüdür. Buna birde muhalefet partilerde eklenince( zira darbeye çağrı yapıyorlar) ekmeklerine yağ sürülüyor.

Şimdi bazı yazarlar artık askerin siyasetten çekilmesini ve sivillere bırakmasını istiyor. Bu kolay bir olay değildir. Sivil irade ile idare edilen toplumlarda hukuk sistemi de devreye girecektir. Korkulan hukukun doğru çalışmasıdır. Öyle tahribatlar yapılmış ki hesaplaşmaya kimse cesaret edemiyor. Dünyanın her türlü silahı elinde olsa da insan yürekli olmadıktan sonra sonuç kargaşa olur.

JİTEM, korucular itirafçılar ve Kürt kesimlerinden bazıları devreye sokularak ortalığı Arap saçına çevirmek istiyorlar. Amaç çatışmalı toplumun devamını sağlamak. İlginç olan konu darbelerden şikâyet edenlerin ( ki birçoğu 12 Mart ve 12 Eylülde mağdur olmuşlar ve demokrasinin nasıl ezildiğine tanık olmuşlar) bu gelişmelere karşı sessiz kalması. Durum bu olunca akla ilk gelen sindirilmiş aydınların yaşandığı bir ülkede demokrasi nasıl gelişebilir. Toplumlar arası savaşın tırmandırıldığı bir zaman birimi içine girmiş bulunuyoruz, daha fazla tahribat yaratmadan buna dur denilmesi zamanı gelmiştir. Artık postallar ve tankların altında ezilmeyelim, ne kadar ezilirsek o kadar sindiriliyoruz ve ezenlerde daha fazla ezmek için alternatif üretiyorlar.

Sindirmeyenler onlara göre “suçlu” oluyor. Onlara karşı “düşük yoğunluklu savaş” yürütülüyor. Toplumda da medyayı da arkalarına alarak (isterse medya karşı dursun) “çok yoğunluklu aldatma” yürütülüyor. Kürtleri aldatamıyorlar eskisi gibi, zaten bütün nefretleri de ondan kaynaklanıyor. Nasıl Kürtler bu duruma geldi diye hayıflanıyorlar.

Bu satırları yazmaya başlarken kalbime bir acı düştü. İşte bu anlayışa karşı durmak isteyen iki genç devrimciyi trafik kazasında kaybettik. Bu kadar zor şartlar altında yaşayıp hayatı bu kadar seven duruşlarının kaynağı halkına olan bağlılıklarındandı. Gülümsemeleri halen gözümüzün önünde ve o gülüşlerinde ki sıcak mesaj ise “yaşamayı her şartta güzelleştirmek için mücadeleye devam”. Mesajınızı yerine getireceğimizden kuşkunuz olmasın ama keşke bizleri yalnız bırakmasaydınız. Cihan ve Hüsnü kardeşimi sevgiyle saygıyla anıyorum.

anterdicle@hotmail.com        

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com