E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Beşikçi'yi anlamak gerekiyor/Günay Aslan
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- DTP'nin ilk belediye başkan adayı kesinleşti
- HPG’den Devrimci Karargah’a destek!
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- Ebu Süfyan Yeşil'di
Çok Yorumlananlar
Neden böyle bir soru ile başladım? Çünkü son günlerde, her yeni tutuklamanın ardından Ergenekon Çetesi tekrar gündemleşiyor. Herkes kendi cephesinde meseleye bakıyor, meselenin özüne inilmiyor.
Ergenekon bir çete örgütlenmesi değildir. Bizzat var olan sistemin kendisidir. Bu konuya böyle yaklaşmakta fayda vardır. Zira Türkiye’nin devlet yapısı incelediğinde açık bir şekilde görmek mümkündür.
Kuruluşundan günümüze değin Türkiye bir şekilde görünmeyen ve esasen yönetimin sahibi olan bu gizli eller tarafından yönetiliyor. Şimdi gelinen noktada bu eller arasında bir çeşit iktidar mücadelesi var.
“Kurtuluş savaşı”nı da bu çete yapılanması ile yaptılar. Sonrasında dünyaya karşı formel bir devlet şekillendirildi, yasama, yargı ve yürütme varmış gibi gösterildi. Oysa hiç bir dönem bu üç kuvvet gerçek anlamada ifadesini bulmadı.
Türkiye’yi kuruluşundan günümüze değin tek sahibi var; askeriye ve istihbarat. Askeriye daha çok görünürde ve açıkta bu işi yaparken, istihbarat arka planda kaldı. Bu gelenek gücünü Atatürk’ten alıyor, onun mirasını devralmış.
Şöyle bir tutuklananları gözde geçirelim. Tutuklananların hepsi bir şekilde resmi ideolojinin bekçiliğini yapmış kişilerdir. Üstelik vaktinde “ahım şahım” mevkileri devlet adına meşgul etmiş, dediğim dedik tipler. Neden bunlar? Çünkü resmi ideolojinin temelinde “çete” örgütlenmesi var. Kendisi oraya dayanıyor. Tarihi incelediğinizde bunu rahatlıkla göreceksiniz.
Bana göre, sağ solun ötesinde iki çeşit sistem var. Birincisi ideolojilerin şekillendirdiği sistemler, diğeri ise devletlerin şekillendirdiği ideolojiler şeklinde kendini gösteriyor. İdeolojinin insanlara yaklaşımı sistemi veya sistemin insanlara bakışı ideolojiyi belirliyor. Hangi noktada bakarsanız bakın ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Ne kadar insani olduğuna bağlıdır. Böyle baktığımızda Türkiye’deki çetelerin nedenlerini daha iyi anlarız. Türkiye’de ideolojiye göre şekillenen bir devlet sistemi var.
Birey haklarının olmadığı bir devlet yapılanmasında ancak böylesi şeyler çıkar. Toplumun istediği bir devlet değil, devletin istediği bir toplum var. O zaman devletin kendi yapısı bir “çete” örgütlenmesi ise onun şekillendirdiği toplumda doğal olarak “çete” olacaktır.
Devlet yapılanmasını yakine incelediğinizde “çete”lerin olmadığı hiç bir alan yok. En üst noktada en alt tabakaya kadar. Dünyada başka bir benzeri yok. Örneğin hiç bir ülkede devlet memurluğu Türkiye’deki kadar kutsal değildir. Neden? Çünkü devlet kutsaldır, insan hakları değil. Batı toplumlarında devlet memurluğu en son düşünülen iştir.
Nasıl ki bir bireyi tanımak için onun bazı davranış biçimlerini anlamaya çalışarak bir sonuca gidiyorsak, devletleri de anlamak ve bir sonuca gidebilmek için, herkesin üzerinde durduğu bir olayı değil daha çok kimsenin duymadığı, bilmediği herhangi bir yerde ki olaya bakıp değerlendirmek gerekiyor. Yani münferit denilen olaylar esasen o devletin insan haklarına nasıl yaklaştığını belirliyor. Bir devlet kendi vatandaşına düşman muamelesi yapıyorsa, başka bir şey bekleyemesin. Türkiye toplumunu oluşturan toplam vatandaşlardan kim “düşman” damgasını yemedi ki.
Nasıl bir devlet yapısı ile karşı karşıya bulunduğumuzu en iyi anlatan, bir hafta kadar önce tesadüfen tanık olduğum bir konuşmayı örnek vermek istiyorum. Şimdilik soyadını saklı tutarak, Ali adından Balıkesirli bir genç, askere giderken özel tim yapıyorlar. 14 ay Bingöl’de kalıyor. Kendilerine verilen kesin talimat şu; “akşam saat 6 dan sonra kimi görürseniz hiç bir şey sormadan sadece kafasına nişan alın, yere indirin ve sonra gidin sorun. İlk kurşunda indirmesen o seni indirir. Çünkü herkes orda düşman. Gündüz işinde gücünde akşam elinde silah geziyor.” Ve daha bir çok olay anlattı. Böyle bir mantıkla kendi vatandaşına yaklaşan bir devlet devlet değil ancak “çete” olur.
Gelinen noktadaki çatışma ne AKP ile resmi devletin bir çatışması nede asker ile sivilin çatışmasıdır. Sadece 1920’li yıllardan şekillenen bu sistem artık çok geride kalmış, yeniden şekillendirilmeye çalışıyorlar. Çatışmada bu noktadadır. Yoksa bir çok kişinin bir şekilde üstü örtülüde olsa AKP’yi çetelerle mücadele eden siyasi bir göçmüş gibi göstermek doğru değil. Esasen bu yeni sistemin içinde bir şekilde AKP’de var ve ordu ile çok uyumlu çalışıyor. Hatta ABD ve AB’nın desteğini alan “Gülen İslam”ı bir model olarak İslam dünyasına sunmaya çalışıyorlar ve temsilcileri de AKP’dır.



Güncel