Tolon Paşa doğru söylüyor

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 14 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak bugüne kadar söylenmiş en doğru sözü, soruşturma kapsamında tutuklu bulunan emekli orgeneral Hurşit Tolon söyledi.

Tolon Paşa, kendisini Kandıra F Tipi Cezaevi’nde ziyaret eden Kocaeli Gazetesi İmtiyaz Sahibi Tanzer Ünal’a yaptığı açıklamada, ‘’Ergenekon bir okyanus ise ben bu okyanusta bir damla, bir kum tanesi bile değilim’’ dedi. Paşa çok açık bir biçimde, Ergenekon’la, içeride ve dışarıda yaygın ve etkin olarak örgütlenmiş devasa bir yapıyı; sistemin kendisini işaret ediyor. Bu sistemde yeralan herkesin de Ergenekon’un bir parçası olduğunu belirtiyor. Üzerinde pek durulmasa da tutuklu generalin geçen haftaki açıklaması, bizim durmadan anlatmaya çalıştığımız önemli bir gerçeği ifade ediyor. Sorunun ‘yapısal’ bir sorun olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.

Gerçekten de Türkiye’de devlet, daha işin başında; kuruluş aşamasındayken ‘özel savaş örgütü’ olarak kurgulanmış, sitem ‘’özel savaşa’’ uygun olarak yapılandırılmıştır. Yaşadığımız bütün sorunların kaynağında işte bu çok önemli gerçek yatmaktadır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde ipleri elinde tutan asker kökenli kadro, ırkçılık temelinde ‘Ulus Devlet’ anlayışı üretmiştir. Bu anlayış halk desteğinden ve gönüllü katılımdan yoksun olduğu için de halka karşı konumlanmıştır.

Buna uygun politikalar, kurumlar ve araçlar yaratılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti (TC), Kürtler, Aleviler, Komünistler, İslamcılar ve Hristiyan azınlıklardan başlayarak egemenliği altındaki ulusal, dinsel, sınıfsal ve mezhep bütün dinamiklere karşı bir ‘savaş örgütü’ olarak hayata geçirilmiştir.

A’dan Z’ye kadar herşey de buna uygun olarak düzenlenmiştir. Sistem; askeri- polisi, iktidarı- muhalefeti, yasaması- yargısı, üniversitesi medyasıyla devleti halka karşı “koruma ve kollama”ya almış, böylesi bir “misyon” üstlenmiştir. Toplum tehdit unsuru olarak değerlendirildiği içindir ki statükonun korunması amacıyla topluma karşı “savaş hali”ne geçilmiştir. Bu yüzden normal bir devletten beklenen tavrı hiçbir zaman göstermemiştir. TC, kan bağına dayanan (Türk ve Sünni) bir kabile gibi davranmış, kabileye ait olmayanları ‘öteki’leştirmiş ve ezerek asimile etmeyi temel hedef olarak belirlemiştir.

Geçmişten bugüne de halkla çatışarak gelmiştir. Türkiye bu zihniyet yüzünden neredeyse yüz yıllık bir zamanı iç çatışmayla geçirmiş ve ağır bedel ödemiştir. Bu yüzden Batı’nın bekçisi ve çöpçüsü olmaktan öteye de gidememiştir... Aradan 88 yıl geçmesine ve bunca bedel ödenmesine rağmen Türkiye’de, demokratik devlet ve demokratik sistem mücadelesi de engellenememiştir. Gelinen aşamadaysa sistem hayatın her alanında iflas etmiştir. Sistem için gidecek fazla bir yer kalmamıştır. Özel Savaş Sistemi ya kendisiyle birlikte memleketi de uçurumdan aşağı yuvarlayacak, ya da geri çekilecek ve Cumhuriyet’in kuruluşuyla başlayan “ devlet-millet savaşına’’ son verecektir. Türkiye, ya yaygın ve kanlı bir ‘’iç savaş’’ yaşayacak, ya da kendini değişen koşullara ve halkların taleplerine uygun olarak yeniden yapılandırmayı kabul edecektir.

Ülke gündemini meşgul eden Ergenekon Soruşturması’nın önemi de burada ortaya çıkıyor. Türkiye bu soruşturmayı yeniden yapılanma yolunda bir fırsat olarak değerlendirdiği, halkına karşı savaştan vazgeçtiği ve demokrasi dinamiklerinin taleplerini karşıladığı oranda demokrasiye doğru yol alabilir ve ancak bu şekilde uluslararası demokratik kamuoyuyla bütünleşebilir.

Ergenekon Davası, AKP karşıtlarını etkisiz kılmaktan öteye geçtiği, hukuk devleti ve demokratik düzen sorunu olarak geçmişe doğru genişlediği, karanlık tarihle yüzleşmek maksadıyla derinleştidiği ve devlet bu vesileyle ‘özeleştiri’ verdiği zaman gerçek manada bir ‘temiz eller’ operasyonuna dönüşebilir.

Ancak o zaman gelecek açısından ümitvar olunabilir. Yoksa yeni bir hayal kırıklığı daha yaşanır. Fakat – şimdilik- gidişat pek de iç açıcı görünmüyor. Ama umarım dava başlayınca süreç sözünü ettiğim yöne doğru evrilir. Elbette, ortaya çıkan fırsatları iyi değerlendirmek ve sürece yüklenmek gerekir. Atıl kalmak kadar, hayale kapılmak da zarar vereceğinden demokrasi mücadelesinin projektörlerini sistemin özüne; Özel Savaş Rejimine çevirmek gerekiyor. Özcesi; demokrasi dinamikleri mücadelenin merkezine kum tanelerini değil, kirlenme oranı had sahafaya ulaşmış okyanusu koymalıdır. Zor da olsa, kanlı ve kirli okyanusu kurutmanın yolu bulunmalıdır.

www.gunayaslan.com

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com