E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Boru hattına bombalı saldırı
- İKİ YÜZLÜLÜK YAPMAYIN/Dicle ANTER
- HPG: Karakol baskınında Türk ordusu ağır kayıp verdi
- Asimilasyon ve Lazlar /Sadık Varer
- SANA DEMOKRASİ ARMAĞAN EDEMEDİM!
- Bağdat’taki PKK toplantısının perde arkası
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Banliyö olayları, garip bir intifada
- İLKBAHARIN TADI YOK
- Yoksa Kürt açılımını da Bahçeli mi yapacak!/Ruşen Çakır
Hep düşünüşümdür bizim ülkemizde yaşanan savaşı neden yazmıyoruz diye. Nedenlerini ise çoğumuz biliriz. Dış korkudan çok iç korkumuz ve öz sansürümüzdür bizi yazmaktan alıkoyan. Tarihe tanıklık etmek, bu günü yarına taşımak kolay değildir. Her şeyden önce yaşananlara objektif bakabilmeyi gerektirir yazılanlar. Erhan Pınarbaşı mesafeli duruşuyla bunu bir anlamda başarmış bir yazar. Yüreğine sağlık Erhan Pınarbaşı.
O coğrafyayı iyi bilmek, yaşanan çatışmaların nedenini sorgulamak çok önemlidir. Olay üç beş çapulcu olayı olmaktan çıkmıştır artık. Bir zamanlar Kürt mürt yoktur diyenler Hakkâri’de halkın içinde yaşayan subay ve ast subaylara “Kürtçü” damgasını yapıştırırken hiç gocunmazlar. Zap vadisini savaş alanına çevirenler, yeri göğü bombalarla inletenler insanlığa değil yıkıma savaşa hizmet edenlerdir. Hakkâri deyince; dağlar üzerinize üzerinize gelir, gökyüzüne değecekmişçesine de yakındır. Yolları uzar ha uzar… Yılan gibi kıvrılarak gider önünüzden.
Olurda bir gün yolunuz Hakkâri’ye düşerse doğanın vahşiliği sizi korkutmasın. Erhan Pınarbaşı’nın Epos yayın evinden çıkan “Ceset Fotoğrafçısı” adlı kitabını okuduğunuzda göreceksiniz ki doğa insanlar kadar acımasız ve yıkıcı değil.
Zap vadisinde yaşananlar roman gibi anlatılmış ama roman değil… El yakıyor, yürek yakıyor sözcükler. Kahramanlar ete kemiğe bürünmüş karşınıza dikiliveriyor.
Yaşanalar savaşın amansızlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Ve karma karışık duygular içinde bırakıyor okuru. Zaman zaman öfkenize hâkim olamıyorsunuz. Zaman zamansa her iki tarafın da savaşçılarına acıyorsunuz.
Şiddetin en amansız karelerini deklanşöre yansıtıyor “ceset fotoğrafçısı” Okurunsa belleğine kazınıyor söze dökülen görüntüler. Yanık et kokuları, kokuşmuş insan cesetleri burnunuzun direğini sızlatıyor adeta.
Benim hiç yabancısı olmadığım bir coğrafya ve olaylar zinciri… Hainler, kahramanlar, faili meçhuller zinciri hayretler içinde bırakabilir o coğrafyayı tanımayan insanları. Hatta abartı gelebilir.
Az bile yazmış Erhan.
Keşke çocuklarını bu kirli savaşta yitiren analar okuyabilseydi bu kitabı. Savaşın acımasızlığı aşkı gölgeliyordu bana göre ama aşk işte “Kolera günlerinde” olduğu gibi savaş anında ve hatta ölüme giderken bile çarpabiliyor insanın kalbi aşk için. Zap vadisinde ki insanda sevmek, aşık olmak istiyor.
Erhan Pınarbaşı Güneydoğu’nun makus talihini göstermeye çalışmış Batı insanına. “Bilmiyorum farkında mı ama; “Sizin yaşadığınız da şiddet mi siz şiddetin en amansızını Hakkari’de görün” diyor sanki…
Ceset Fotoğrafçısı Cemil ast subay. Dağlarda öldürülen, yakalanan PKK’lilerin fotoğraflarını çekmekle görevli. En amansız çatışma anında bile basıyor deklanşöre. Öylesine sıradanlaştırmış, katılaştırmış, duyarsızlaştırmış ki yaşananlar akla karayı seçemez hale gelmiştir. Cemil. Kirli savaşın bir parçası olduğu halde en ufacık sorumluluk hissetmez kendi adına. O bir şey yapmıyordur ki…Sadece fotoğraf çekiyordur. O çekmese başkası çekecektir kulağı kopmuş, mayından paramparça olmuş PKK’lilerin fotoğraflarını. Hem bu PKK’lilerin dirisi kadar ölüsü de devletin başına beladır onlara göre.
CESET FOTOĞRAFÇISI
Epos yayınları
Roman



Güncel