SANATÇI ATLI: TÜRK GÖRSEL MEDYASINDA GÖRÜNME TARAFTARI DEĞİLİM !

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Dinleme seçkimde üst sıralarda yer alıyor Mehmet Atlı,uzun bir süredir bekliyordum yeni çalışmasını,beklediğime değmiş doğrusu...
Kom müzikten ''Wenda'' adlı yeni albümü ile karşımızda tekrar,bu minvalden yola çıkıp albümü ve Mehmet Atlı'nın müziğini konuşacağız...

RÖPORTAJ / FIRAT YAVUZ


''Merhaba Mehmet Bey''

Merhabalar, değerlendirmeniz, iltifatınız için teşekkürler…

Müzik ürünleri ile ilgili bir çok yere baktım kaldığım bölgede,bulamadım ! en son Aksaray metrosu civarında küçük bir büfede buldum,dağıtım sorunları mı var ?


Şimdilik sınırlı sayıda basıldı ve dağıtıma daha çok dinleyici kitlemizin yoğun olduğu yerlerden başlandı. Dağıtım sorunları genelde oluyor, muhtemelen bu kez de oluyordur. Şikayetinizi firmaya ileteceğim.

Albüm çıkarma sürecinde zorluk yaşadınız mı, çalışma arkadaşlarınızdan kimler vardı ?

Bir önceki albümde olduğu gibi bunun da çıkma süreci sorunlu oldu. Son iki buçuk yıldır firmaların desteğini arıyordum. Tam bir firma ile anlaştık kayıtlara başlıyoruz, daha stüdyodaki ilk gün firma ortada yok. Batmış. Kom Müzik albümle uzun süredir ilgilenmesine rağmen bir türlü start alamadık. Emeğimizin karşılığını bir nebze olsun alabileceğimiz çalışma koşullarını bulmak gerçekten zor. Kürt müziğinin prodüksiyon sorunları var. Kalite sorunu var. Sonuçta Kom Müzik ve  Mir Müzik’in katkıları, ailem ve arkadaşlarımın fedakarlıkları ile albüm çıkabildi.
Albümü Serdar Keskin ve Murat Öztürk ile birlikte hazırladık. Kayıtların bir kısmı ve mix Murat’ın stüdyo olarak kullandığı evde gerçekleşti.

Yedisinin sözleri sekizinin müzikleri size ait olmak üzere on iki parça var,gelen tepkileri nasıl buluyorsunuz ?

Bu albümün bekleniyor olmasından onur duydum. Tepkiler çeşitli. Genelde olumlu bulunmakla beraber bir önceki albümden biraz farklı oluşu bazı dinleyicilerce yadırgandı. Ama tüm dinleyicilerim çalışmanın ciddi bir emek ürünü ve farklı olduğu, belli bir kaliteyi taşıdığı konusunda hem fikir. Herkesi memnun edemez bir müzisyen. Önemli olan yaptığı işle barışık olmak, daha önceki çalışmalarla tutarlılığı gözetirken yenilikçi de olabilmek bence. Bu açılardan dinleyicilerimfe7 anlayışlı ve yenilik çabamıza saygılı. Ben de olumlu-olumsuz görüşleri önemsiyor, dikkatle izliyorum.

              ''Pismamo'' ve ''ay lé gulé'' gibi çok sevilen artık klasikleşmiş iki tekrar yorumunuz var,çok ta güzel olmuş,yüreğinize cesaret,sesinize sağlık diliyorum-kimin fikriydi
bu parçaları tekrar yorumlamak ?

Çocukluğumdan beri bildiğim, uzun zamandır çalıştığım şarkılar. Sade olmasına, kendi aramızda söylüyormuşuz da sokaktan duyuluyormuş gibi olmasına özen gösterdim. Hem hepimizin belleğindeki ortak hatırasına benzesin hem de yeni bir kavrayışla yorumlanmış olsun istedim, bunu sağlamaya çalıştık arkadaşlarımla. Umarım saygılı ve yaratıcı olabilmişizdir. Halk şarkıları ya da Mihemed Şéxo gibi gelenekle günümüz arasında köprü olmuş müzisyenlerin rafine şarkıları üzerinde çalışmak riskli bir deneyim. Orijinal dokusunu tahrip etme, şarkının ima ettiği, çağırdığı eşlikleri zorlama, armoniyi, ritm örgülerini zorlayıp kalabalıklaştırma riski fazla ve bu hataları hepimiz yaptık. Bunlardan kaçınmaya çalıştım.

              ''ya eré ya na'' adlı birinci parçanız kendi kulvarında ''Wenda'' adlı albüme de adını veren parçayla öne çıkacak gibi görünüyor ''Wenda'' biraz kişisel,yani sizin için yeri bir başka olmuş sanırım,ya da ben böyle bir kanıya vardım / var mı buna dair bir hikayeniz ?

Her şarkının  kendince bir tadı var ve albümün Hit’i yok aslında. Wenda ismi bütün şarkıların içinde doğduğu atmosferi ve şarkıların yazıldığı tarihsel-toplumsal bağlamı daha iyi tanımladığı için önemli. İlk albümüme “zamansız ve dilsiz şarkılar” gibi bir başlık yakıştırmıştım. Burada “mekansız” olma haline bir gönderme var. Kaybolmuşluk duygusu albümün genel havası olduğu için Wenda’yı seçtim. Biraz fazla teorik bir misyon yüklediğimin farkındayım basit pop şarkıları için. Ama şarkılar nihayetinde belli bir kültürel evrenin içinden yazılıyorlar. Buna vurgu yapmak istiyorum. Şehirlere yığılmış bir gençlik. İşsiz, mesleksiz, okumuş ama ümitsiz. Dilden yana sorunlar yaşamış, yaşıyor. Haksız bir utanca hapsedilmiş, potansiyel suçlu. Çatışmalı bir ortam. Bir yanıyla da ümit ediyor, sevinmek istiyor. Bir yanı gelenekle canlı bağlar içinde bir yanıyla bunlardan azat olmak, dışarı açılmak istiyor. Hayatı istiyor, dünyadaki diğer yaşıtları gibi. Hem onlara benzemek hem farklı olmak istiyor. Bu çelişkiler içinde yaşanan etnisite, cinsellik, sınıfsallık... Dertli bir halkız. Kaybetmiş ve kaybolmuşuz ama mücadeleciyiz, şartları değiştirmek, kendimizi kazanmak istiyoruz. Ben de böyleyim.

                Koma dengé azadi ile başlayan müzik serüveniniz ''Wenda'' ile sürüyor,geldiğiniz durduğunuz yer neresi,yeni hedefleriniz ?

Gruptaki tecrübemden başlayarak bir izi derinleştirmeye çalışıyorum. Bazen yalan yanlış, bazen doğru yönde…Aslında iz de yok, arıyorum. Bu arayışı seviyorum. Kendimi on beş yıldır hiçbir zaman büsbütün profesyonel bir müzisyen gibi hissedemedim, geçimimi daha çok diğer mesleğimden sağladım, öğrenciliğe takıldım. Bu amatör hevesi seviyorum bir yandan. Oyun duygusunu. Konservatuarlarda kısa sürede kolayca öğrenilen şeyleri uğraşıp didinerek keşfetmeyi. Müzikal bilgiye gidiş yolunu yani, seviyorum. Olumsuzlukları avantaja dönüştürmekte ustalaştık.
Müzikten çok kitap, dergi gazete okumakla geçiyor vaktim. Hayat kavgasıyla. Böyle olunca müziğe ayırdığım sınırlı zaman değerli oluyor. Bir mecburiyet değil zevk oluyor. Şarkılarım sahici, samimi olsun istiyorum. Hayatı izliyor, yaşamın içinde kalmaya çalışıyorum. Şarkılarımın hayatla canlı bağları olsun istiyorum.
Wenda ile bu çabalarımda biraz daha derinleşmiş olmayı umuyorum. Kayıt dediğiniz şey sonsuzca akan seslerin herhangi bir “t” anındaki kesitidir, demek istiyorum. Sayısız varyasyondan biri sadece. Ben ve arkadaşlarım bu deneyselliği seviyoruz. Dinleyicimiz de.

                    Albüm kitapçığı sunumunda trenler,rayların makas değiştirdiği enstantaneler var,bunların müziğiniz ve özcesi hayatınızdaki yeri ne ?

Trenler arasında büyüdüm, trenleri, rayları, çam traverslerin kokusunu, istasyon ve lojman binalarının, çeşmelerinin mimarisini severim. Getiren de götüren de trenlerdir. Hayatımız gel-gitler, karşılamalar ve uğurlamalar, kesişen ve ayrışan yollar, yön değiştirten makaslarla dolu. Makas fikri eşimindi, bana da yakın geldi. Hepimizin bir makasa geldiğini hissettiği anlar olur. Müzikte de bu böyle. Müzik serüveni de buluşmalar, ayrılmalar yön değiştirmelerle dolu. Makasın ima ettiklerini seviyorum ve işte böyle, “kapak ne anlatıyor” diye sorular da sorulabilsin istiyorum Kürt Müziğinde. Size teşekkür ederim.

                    Kürt müziğinin sorunları üzerine düzenlenen konferansa bir tebliğ sunmuştunuz,çalışmalar çabalar sürüyormu hala ?

Çabalar zayıfladı, buluşmalar kesintiye uğradı. Konferanstan sonraki süreçte yeni ve hızlı, bölgesel siyasal gelişmeler oldu ve kültür sanatla ilgili sorunlar gündemin alt sıralarına düştü. Kültür ve sanatın gündemi bu coğrafyada özellikle de Kürtlerde siyasetle çok ilgili. Siyasal süreçlerden biraz bağımsızlaşmış, kendi özgül tartışma düzlemini oluşturabilmiş bir Kürt sanat dünyası oluşmuş değil henüz. Bu elbette Kürtlerin ve Kürtçenin özgürlük problemi ile de ilgili.

                    Müzik piyasası var Kürt müzik piyasası var Sektör olarak bir yol katedildimi ?

Bir Kürt müzik sektöründen söz edilemez. Daha çok Unkapanı içinde binbir zorlukla Kürtçe albüm prodüksiyonları yapan birkaç firmadan bahsedebilirim. Bu daha çok bir gönüllülük ve misyon işi şeklinde gidiyor. Kürtçe üzerindeki yasal ve fiili engeller kalkmadığı, Kürtçe ve Kürtlük “normal” karşılanmadığı sürece Kürt sanatının yatırımcıların güvenle yöneleceği bir alan olmasını beklemek saflık olur. Ama bunu sağlamamız gerek. Müzik ya da resim, sinema, edebiyat siyasal faaliyetin bir yan alanı olmaktan çıkıp bütün dünyada sanatla ilgili mekanizmaların işleyişine benzer bir işleyişle yürümeli Kürt sanatı. Özgürlüğe ve eş zamanlı olarak profesyonel zeminlere ihtiyacımız var. Kültür ve sanatla ilgili faaliyetlerin sadece siyasal bir mücadele biçimi şeklinde yaşanmak yerine “iş” edinilmesi gerekiyor.

                     Mimarsınız sanırım, hayata birde müzikle tutunmaya çalışıyorsunuz, albümler, konserler falan, müzikten para kazanıyormusunuz ?

15 yıllık emek düşünüldüğünde pek para kazanabildiğim söylenemez. Yaşadığımız ülkelerde Kürtçe diğer diller kadar eşit ve özgür bir dil olmadığı, ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olmadığı sürece de kazanamayacağız. Kürtçeye yönelik politik bir söylemin gereği olarak değil, hayatın içinden bir talep gelişmesi gerekiyor.
Yapmak istediğim müziği yapamamak kaygısıyla, para kazanmak için istemediğim bir şekilde müziğin içinde olmak zorunda kalırım korkusuyla ikinci bir meslek edindim ve geçimimi ondan sağlıyorum. Müzik piyasamız geçimimizi sağlayacak bir özgürlüğe, fırsat çeşitliliğine ve ekonomik güce kavuştuğunda mimarlığı hobi olarak yapmak isterim. Sanat dalları birbirini besler ve biriyle ilgili öğrendiğiniz şeyler diğer dallar için de bir bakış zenginliği sağlar. Bu açıdan ilgi alanlarının çeşitliliğinden, disiplinler arası geçişkenlikten yanayım. Ama zaman sıkıntısı ve hiçbir işin hakkını tam olarak verememek gibi bir risk de içeriyor bu durum. Yaşadığım tam da bu.
Albümler kazandırmıyor. Tek şansımız konserler ama DTP’li belediyeler dışında hiçbir belediye bizi bir festivale, şenliğe davet etmez. Üniversitelerdeki şenliklere çıkamıyoruz. Öğrencilerin alternatif şenlikleri alternatif olamıyor. Birçok rektörün zihniyeti malum. Ulusal TV’lere ise zaten çıkmamaktan yanayım. Bu TV’lerde yayınlanan dizilerde ve eğlence programlarında resmedilen Kürt imajı ile barışık değilim hatta bununla mücadele edilmesi gerektiğini, bu haliyle Türk görsel medyasında görünmemek gerektiğini, düşünüyorum. Kürtler ve Kürtçe her halk ve her dil gibi saygı görünceye kadar.
Ne diyorduk, Kürt müzisyenler olarak pek para kazanamıyoruz ama üzgün, inatçı ve ümitli bir halkın üzgün inatçı ve ümitli müzisyenleriyiz.

                      Genç,okumuş,aydın bir dinleyici kitleniz var / müzikal anlamda sınırı biraz daha zorlamışsınız bu son albümde / daha mı iyi bir kulağı var bu sözünü ettiğim dinleyici kitlenizin ?

Gerçekten “sıkı” bir dinleyici kitlem var. Sayıca belki az ama seçici ve duyarlı bir kitle. Şanslı bir müzisyenim, dinleyicileri tarafından promosyonu yapılan, kulaktan kulağa fısıltıyla paylaşılan, dinleyicisi tarafından özel bulunan, kollanan, motive edilen bir müzisyenim. Bunun kıymetini biliyorum.
İki solo albümümde de şarkı sözlerinde aşağı yukarı benzer duyarlıkların işlendiğini söyleyebilirim. Bu albümün, hem müzikler hem de sözler açısından Jahr’ın izlerini sürüp derinleştirmeye çalıştığını, bu yönüyle iki albüm arasında bir süreklilik olduğunu düşünme eğilimindeyim. Bunu başarıp başaramadığım ise müzik yazarlarının ve dinleyicilerin takdirine kalmış bir şey ama ben, müziğimin bir makasa, bir dönemece gelmesini istediğimi kapaktaki kompozisyonla da gösterdim. İkisi arasında bir fark, müzikal dil ya da kompozisyonların örgüsü açısından bir yenilik olsun istedim. Bu, çalgılarda sadeleşme ve  davulun, baterinin değil sade perküsyonların ve özellikle gitar düzenlemelerinin üzerine şarkı söyleme edasında bir yenilik de getirmiş olabilir diye ummak istiyorum. İddiasını iddiasızlıktan alan çalışmalar benim idealim.
                         Sizin için “Ciwan Haco’nun veliahtı” deniyor. Ne diyorsunuz bu yorumlara ?

Bu sözü ilk on yıl önce duymuştum, çalıştığım grubun “Fedi” adını verdiğimiz albümünden sonra. O gün de bugün de hissiyatım aynı, bu yorumu anlayışla karşılamakla beraber bunda C. Haco’ya da bana da istemeden haksızlık eden bir yan görüyorum. Öncelikle Haco ile birlikte anılmak gurur verici. O efsane bir müzisyen, 12 yaşımdan beri dinliyor, seviyorum. Güzel şarkılar yazıp söylemeye devam ediyor, jübile yapmadı, dolayısıyla bu söylem ona haksızlık.
Bense hala kendi rengimi arıyor, bu arayışı önemsiyorum. Başka bir müzisyene referansla anılmak da  benim çabama biraz haksızlık. Yine de bu yorumu anlıyorum; insan yeni bir şeyle karşılaşınca onu zihninde benzer başka bir şeyle tanımlama, ona benzeterek klasifize etme çabasına girişiyor. Fakat bir noktadan sonra karşılaştığı şeyin içerdiği yeniliği ve farkları da ayırt ediyor. Bu mekanizma böyle işlediği sürece Ciwan Haco’ya benzetilmekten rahatsızlık duymam. Ama “veliahtlık” gibi pre-modern bir paye ile kavranmamalı bu meseleler. Çoğul bir ortam bu ve herkes kendi rengini, tarzını arıyor. Yıllar önce müzisyen arkadaşım Hakan Can söylemişti “İçinde gitar olan herşeye Ciwan Haco tarzı deniyor” diye. Şikayetinde haklıydı. Ama bunu söyleyenler de kendi açılarından haklıydı. Kürtçeyi gitar, bateri, saksafon gibi enstrümanlarla ilk Haco’dan dinlemişlerdi, ben de ilk ondan dinledim.
Zamanla şunu görmek gerek, Haco da bizim gibi daha genç müzisyenler de aynı kaynaklardan besleniyoruz. Benzerlik normal ama farkları da görmeye çalışmalı. Haco bu tarzların Kürtler arasındaki ilk ve en yetenekli öncülerinden biri olduğu için (Koma Wetan, Ş.Perwer ve N. Ariç de unutulmamalı) çok önemli. Ama işte, bu meselelere böyle bakıp benzerlik ve farkları, müzikal arayışları tartışacak bir müzik yazarlığı, eleştirmenlik kurumu ve kültürünün gelişmesi gerekiyor. Yoksa böyle uzun açıklamalar yapmak zorunda kalırız.
Örneğin müzik yazarlığı ile uğraşmak isteyenlere, bu gibi kıyaslamalar, benzerlikler kurmak yerine diaspora müzisyenleri ile bizim gibi buralarda yaşayan müzisyenlerin, müzikal ve sözel duyarlıkları arasındaki farkları deşmelerini öneririm. Daha yaratıcı ve çarpıcı, ufuk açıcı sonuçlar çıkabilir. Bu da benim ipucum olsun.

                    Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim .

 Bana bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum.


KİMDİR MEHMET ATLI

1975 yılında Diyarbakır’da doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu. 1994 yılında Koma Dengé Azadî ile profesyonel müzik hayatına başlayan müzisyen grubun “Welaté min” ve “Fedi” isimli  kayıtlarında ve konserlerinde bulundu. 2003 yılında ilk solo albümü Lizge Müzik’ten “Jahr: Stranén Bé Zeman û Bé Ziman” adıyla ikinci albümü ise  Kom Müzik’ten “Wenda” adıyla yayınlandı.  Atlı, şarkı formundaki bu çalışmalarının dışında çeşitli oyun ve kısa film müzikleri de hazırladı. İstanbul’da yaşayan sanatçımız evli  bir çocuk babasıdır.

FIRAT YAVUZ / İSTANBUL
08.08.2008

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com